Bugün Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta gerçekleşen saldırılarda çocuklarımızı, öğrencilerimizi ve öğretmenlerimizi kaybetmenin derin acısı ve öfkesiyle iş bırakıyoruz.
Yine bugün 17 Nisan 2012'de Gaziantep'te görevi başında katledilen Dr. Ersin Arslan'ın ölüm yıldönümü vesilesiyle; şiddet sonucunda, pandemi sürecinde, depremlerde ve görevi başında yaşamını yitiren tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerini anma günü.
Bugün yaşamını kaybettiği için aramızda olmayan tüm emekçileri, çocukları saygıyla anıyor tedavi sürecinde olanlara acil şifa diliyoruz.
Maalesef yaşanan bu vahim olaylar, şiddetin artık toplumun her alanına yayıldığını açıkça göstermektedir.
Sağlıkta da eğitimde de yaşanan şiddet tesadüfi değil politiktir. Çünkü her iki alanda da insanı merkeze alan bir anlayış yerine; ekonomik kazancı, performansı ve tahakkümü önceleyen bir sistem hâkim kılınmıştır.
Bugün eğitimde çocukların ne kadar yaratıcı olduğu, kendi sorunlarını çözebildiği değil; bir sınavdan kaç net yaptığı belirleyici hale getirilmiştir. Sağlıkta ise hastaların ne kadar iyileştiği değil; kaç tetkik yapıldığı, kaç işlem gerçekleştirildiği ve bundan ne kadar gelir elde edildiği öne çıkmaktadır. Nitelik değil nicelik esas alınmaktadır.
Kamu hizmetleri bilinçli biçimde zayıflatılmıştır. Eğitimde olduğu gibi sağlıkta da kamu kurumlarına yeterli yatırım yapılmamakta; yurttaşlar nitelikli hizmete ulaşamadığı için özel okullara ve özel hastanelere yönelmek zorunda bırakılmaktadır.
Ancak toplumun büyük bir kesimi bu hizmetlere erişememektedir. Yoksullar eşitsiz ve yetersiz koşullarda eğitim ve sağlık hizmeti almak zorunda kalmaktadır.
Toplumun geniş kesimleri yoksullukla mücadele ederken; sağlıklı beslenme, barınma ve temel ihtiyaçlarını karşılayamaz durumdayken bazı kesimlerin şatafatlı yaşamına tanıklık etmek; öfkeyi derinleştirmekte ve adaletsizlik duygusu yaratmaktadır. Bu öfke; baskıcı siyasal iklimle birleştiğinde toplumda biriken gerilim şiddet olarak açığa çıkmaktadır.
Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri ve eğitim emekçileri olarak ağır koşullarda çalışıyoruz. Artan iş yükü, güvencesizlik, düşük ücretler, liyakatsiz yönetim anlayışı ve baskılar her geçen gün derinleşmektedir. Bu koşullarda nitelikli hizmet üretmek giderek imkânsız hale getirilmektedir.
İşyerlerinde mobbing, sendikal baskılar ve ekonomik güvencesizlik de şiddetin bir parçası haline gelmiştir.
Öte yandan toplum; medya aracılığı ile günlük yaşam içerisinde şiddetin, zorbalığın ve suçun normalleştirildiğine, hatta kimi zaman övüldüğüne tanıklık etmektedir. Suç işleyenlerin cezasız kaldığı, güçlü olanın haklı sayıldığı bir ortamda adalet duygusu zedelenmektedir. Dürüst, hakkaniyetli ve saygılı davranmanın karşılık bulmadığı algısı yaygınlaşmaktadır. Bu tablo açık bir toplumsal çürümedir. Çünkü birlikte yaşamı, eşitliği ve insan onurunu merkeze alan bir anlayış yerine; bireysel çıkarı önceleyen, şiddeti meşrulaştıran bir düzen normalleştirilmektedir.
Bunun yansımaları sağlıkta, eğitimde ve yaşamın her alanında karşımıza çıkmaktadır.
Bu nedenle yaşanan şiddeti yalnızca “güvenlik sorunu” olarak görmek mümkün değildir. Şiddeti önlemenin yolu; emekten ve toplumdan yana, eşit, erişilebilir, kamusal hizmetleri esas alan bir düzen kurmaktan geçmektedir.
Bu doğrultuda taleplerimiz nettir:
· Şiddeti önlemeye yönelik yasal düzenlemeler, emek ve meslek örgütlerinin önerileri doğrultusunda eksiksiz olarak hayata geçirilmelidir.
· Güvenli çalışma ve eğitim ortamları sağlanmalıdır.
· Şiddeti besleyen, emekçileri hedef gösteren dil ve yayınlar denetlenmelidir.
· Piyasacı politikalar terk edilerek kamusal hizmet anlayışı güçlendirilmelidir.
· Liyakat esaslı, katılımcı bir yönetim anlayışı benimsenmelidir.
· Birlikte yaşamın mümkün olduğu kamusal sosyal alanlar oluşturulmalıdır.
· Hem çocukların hem yetişkinlerin bilimsel, sosyal, kültürel ve sportif etkinlikler gerçekleştirebilecekleri yeterli kamusal alanlar oluşturulmalıdır.
· Sağlık sistemi de eğitim sistemi de amacına uygun hizmet vermek üzere emekçilerin ve örgütlerinin önerileri doğrultusunda yeniden düzenlenmelidir.
· Kısa vadede ise şiddetsiz bir toplum için farkındalık çalışmaları artırılmalı, eğitim müfredatlarına insan hakları ve demokratik yaşam kültürü eklenmelidir.
Bir kez daha ifade ediyoruz:
Şiddetin yaşamın ve çalışma hayatının olağan bir parçası haline getirilmesini kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz.
Siverek'te, Maraş'ta ve ülkenin dört bir yanında yaşanan acıların bir daha tekrarlanmaması için; yaşamı, eşitliği ve geleceğimizi savunmak zorundayız.
AÇLIK SINIRININ ALTINDA YAŞAMAK İSTEMİYORUZ: EMEKLİLER OLARAK İSYANDAYIZ!
15:26 - Ekonomi