İnsan hak ve özgürlüklerini hedef alan; hukuksuz yargılamaların, işkencele uygulamaları ve ölüm cezalarıyla toplumsal vicdanımızda onarılmaz yaralar açan 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 45 yıl geçti. Dün gibi. O günleri yaşayanların unutması mümkün değil. Her 12 eylül’de hafızamız yenileniyor. Film şeridi gibi yaşadıklarımız önümüzden geçiyor.
“ABD Emperyalizmi’nin “bizim çocuklar başardı” diye duyurduğu, belleklere kazınan 12 Eylül darbesinin bugün 45. yıldönümü. Ülkemizde düşünceyi, örgütlenmeyi ortadan kaldırıp sağ-islamcı siyasetin yolunu açan uygulamalar yaratılmıştır. 12 Eylül; verilen idam kararları, siyasi mahkumlara uygulanan işkenceler ve insan haklarının çiğnendiği kararlarla Türkiye halklarının belleğinde “kara zamanlar” olarak yerini almıştır.
Darbeye giden süreç “sağ-sol çatısması” olarak değerlendirilmiş, darbeciler tarafından istikrarsızlığa gerekçe yaratılmıştır. Ancak yüzlerce genç faişstlerin saldırıları sonucu yaşamını yitirmiş, Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz, Gazetesi Abdi İpekçi öldürülmüş,aydınların can güvenliği kalmamıştır. Grevler yasaklanmış, sıkıyönetimlerle, askeri mahkemelerle düşünen, düşüncesini açıklayan herkes hedef haline gelmiştir. Bu baskılarla dahi yetinmeyen Askeri cunta 12 Eylül 1980'de yönetime el koyarak dzen partilerine dahi tahammül göstermeyerek kapatmış, genel başkanlarını tutuklamış, adeta kaçak avı başlatmıştır.
12 Eylül faşist cunta yönetimi, TBMM’ni, siyasi partileri, sendikaları, çağdaş, ilerici, devrimci kurumları ve örgütlerini, gazeteleri, dergileri kapatmış, işçi sınıfının ve emekçilerin sermayeye karşı grevlerini direnişlerini yasaklamıştı. Yüz binlerce insan gözaltına alınmış işkenceden geçirilmişti. Yüzlerce kişi işkence ile öldürüldü, idam edildi, kaybedildi. Askeri cezaevleri, emniyet müdürlükleri ve kimi mekanlar işkence merkezleri haline getirildi. Faşist Askeri Cunta iktidarı döneminde her türden zulüm, zorbalık ve hukuk dışı uygulamalar devleti yönetme ekseni oldu.
Araştırmalara göre 12 Eylül Askeri Darbesi’nin toplumsal ve siyasal bilançosu şöyledir: (alıntı)
1 milyon 683 bin kişi ‘fiş’lendi.
650 bin kişi gözaltına alındı.
Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
7 bin kişi idam istemiyle yargılandı.
517 kişiye idam cezası verildi.
259 kişinin idam dosyası Yargıtay’ca onandı.
49 kişi idam edildi
71 bin kişi 141, 142 ve 163’den yargılandı.
98 bin 404 kişi ‘örgüt üyesi’ olmak suçundan yargılandı.
388 bin kişiye pasaport verilmedi.
14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.
30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
300 kişi ‘kuşkulu bir şekilde’ öldü.
171 kişinin ‘işkenceden öldüğü belgelerle kanıtlandı.
14 kişi cezaevindeki uygulamaları protesto etmek için yaptıkları ‘açlık grevi’ sonucu yaşamını yitirdi.
30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
1402 sayılı yasa nedeni ile 3 bin 854 öğretmenin ve 120 öğretim görevlisinin işine son verildi.
1402 sayılı yasa nedeniyle 9 bin 400 kişi kamu görevinden atıldı ya da sürüldü.
47 yargıç görevden atıldı.
7 bin 233 devlet görevlisi bölgeleri dışına sürüldü.
937 film ‘sakıncalı’ bulunduğu için yasaklandı.
23 bin 667 derneğin faaliyeti durduruldu.
İstanbul’da gazeteler toplam 300 gün yayımlanmadı.
13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
31 gazeteci cezaevine konuldu.
Gazeteciler hakkında toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
Gazetecilere toplam 3 bin 715 yıl hapis cezası verildi.
300 gazeteci saldırıya uğradı. 3 gazeteci öldürüldü
49 ton gazete ve dergi imha edildi, Yüz binlerce yayına el konuldu ve imha edildi. Sadece Bilim ve Sosyalizm yayınlarına ait 113.607 kitap yakıldı. Sol yayınlarına el konuldu ve yakıldı. Yayınevi sahipleri gözaltına alındı, tutuklandı, işkence gördü. İlhan Erdost işkence yapılarak öldürüldü.
Faşist darbe dönemi siyasi iktidarın IMF ile yaptığı anlaşma ve 24 Ocak 1980 ekonomik kararlarının hemen ardından yapılmıştı. Siyasi iktidar yükselen işçi sınıfı ve emekçi hareketinin ekonomik demokratik talepleri için mücadelesini bastırma ve İMF anlaşmasını ve 24 Ocak ekonomik kararları uygulamayı faşizmin zoruyla gerçekleştirmeye çalıştı. Faşist cunta tekelci kapitalizmin neoliberal ekonomi politikalarına geçişi ve işbirlikçi tekelci kapitalist ekonomiyi dünya ekonomisine tam eklemlenmesini sağlayacak adımlar attı. Kamu idari yapısında gerici faşist dönüşüm, kamu iktisadi teşebbüslerinin her alanda özelleştirilmesi ve şirketleştirilmesinin yolu açıldı. İşçi sınıfının ve emekçilerin hakları gasp edildi, sendikalar ve örgütlü toplumun tamamen tasfiyesi ile işbirlikçi tekelci burjuvazinin istekleri gerçekleştirildi. Tekelci burjuvazinin partileri de yeniden yapılandırıldı. Faşist darbe ile ikinci dünya savaşında sonra kuşatma altına alınan sosyalist ülkeler, soğuk savaş yıllarında bu kuşatma ilerletilerek, ABD ve batı emperyalizminin “yeşil kuşak” projesine her anlamda hizmet edildi. Bunun sonucu olarak tarikatlar-cemaatler, dinci gericilik ve “Türk-İslam sentezi” desteklendi, güdük laikliğin tasfiyesi ve bugünkü siyasal dinci rejiminin yolu böylece açıldı.