KESK Hatay Kadın Meclisi; “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü” nedeni ile basın toplantısı düzenledi. KESK yerleşkesinde düzenlenen basın bildirisini; KESK kadın basın toplantısı metnini SES Hatay Şube Hukuk Sekreteri Zeynep Kırıkkaya okudu.
25 Kasım 1960 yılında Dominik Cumhuriyeti'nde Mirabal Kardeşler diktatörlüğe karşı mücadele yürüttükleri için katledildi. 25 Kasım, onların anısına Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü ilan edildi. Mirabal Kardeşlerin kararlılığını, direncini, mücadelesini bugüne taşıyoruz. Erkek devletin şiddetine, erkek egemenliğine, savaşa, sömürüye, yoksulluğa karşı yaşamı savunuyoruz. Barış, emek, eşitlik ve demokrasi mücadelesini yükseltiyoruz.
ŞİDDETSİZ EŞİT ÖZGÜR BİR YAŞAM İÇİN MÜCADELEDE KARARLIYIZ! diyoruz.
Bu 25 Kasım'a siyasal iktidarın; toplumu, sermayenin ihtiyaçlarına göre dizayn eden politikalarının en ağır sonuçlarından biriyle, Dilovası'ndaki katliamla giriyoruz. İkisi çocuk yaşta olmak üzere altı kadının hayatını kaybettiği bu katliamda yaşamını yitirenleri saygıyla anıyor, ailelerine ve dostlarına sabır diliyoruz. Ne kaza ne kader ne fıtrat. Tüm iş cinayetlerinde olduğu gibi Dilovası'ndaki katliamın sorumlusu emekçilerin güvenli ve güvenceli yaşama hakkını hiçe sayan düzendir. Bizler bu düzenin değişmesini, iş cinayetlerine neden olan güvencesiz kayıt dışı istihdamın son bulmasını ve tüm sorumluların hesap vermesini istiyoruz,
Kadına yönelik şiddete dair veriler, raporlar ve medyadaki haberler; erkek şiddetinin artmakta olduğunu ortaya koyuyor 2024'te en az 394, 2025'in ilk dokuz ayında ise 290 kadın öldürüldü. Bu kadınların 184'ü aile içinde, 47'si kamusal alanda, 12'si iş yerinde katledildi. Kadın çalışanların %45'i ise son bir yılda şiddete uğradığını söylüyor. Tüm bu veriler kadınların; evde, iş yerinde, sokakta, üniversitelerde yani kısacası yaşamın her alanında şiddete, ayrımcılığa, tacize, tecavüze uğradığını; her gün en az dört kadının katledildiğini gösteriyor.
Kadınlar katledilirken her fırsatta kadına yönelik şiddetle mücadelede kararlı olduğunu söyleyen iktidar ise şiddeti, tacizi, kadın cinayetlerini önlemeye, engellemeye yönelik anayasanın ve uluslararası sözleşmelerin gereğini yerine getirmiyor, mevcut yasaları ise uygulamıyor.
· İstanbul Sözleşmesi'nin feshi iptal edilmiyor.
· 6284 Sayılı yasadaki önleyici ve koruyucu mekanizmalar etkin şekilde uygulanmıyor.
· Çalışma yaşamında şiddet ve tacizin önlenmesine dönük adımlar atacağının bir taahhüdü olan ILO'nun 190 sayılı sözleşmesini imzalamaya dönük herhangi bir girişimde bulunmuyor.
· Erkek yargı, cezasızlık politikalarında ısrar ediyor; failleri aklıyor, şiddeti meşrulaştırıyor.
Şiddete maruz bırakıldığınız yetmiyormuş gibi hukuksuzluğun ve cezasızlığın yaygınlığına karşı gerçek adalet mücadelemiz kriminalize ediliyor. Toplumsal cinsiyet kavramının kendisi düşman haline getiriliyor. İktidar; toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi yürüten kadın ve LGBTI+ örgütlerini, toplumsal yapıyı bozmakla itham ediyor. Her gün yeni yasa teklifleri, yeni paketler ile kazanımlarımız, ifade özgürlüğümüz, örgütlenme hakkımız elimizden alınmak isteniyor. “Aile yılı” adı altında kadınların hayatlarını, aile ile sınırlandıran politikalarına devam ediyor. Kadın ve çocuk cinayetlerini, şiddet ve istismarı münferit olaylar ve bireylerin sapkınlıkları olarak değerlendirmeyi sürdürüyor.
Hutbelerle, demeçlerle yaşam biçimlerimiz, örgütlü mücadelemiz, kılığımız, kıyafetlerimiz, haklarımız hedef haline getiriliyor. Ailenin kutsallığı söylemiyle tek tip bir yaşamı dayatırken şiddeti meşrulaştırıyor, eşitsizliği derinleştiriyor. Medeni hakları tartışmaya açıyor, yargı paketleriyle kazanılmış tüm haklarımızı elimizden almak istiyor. Kadınların ne giyeceklerinden doğumu nasıl yapacaklarına, kaç çocuk doğuracaklarına ve ne zaman doğuracaklarına, nerede ve nasıl çalışacaklarına dair söylemlerle; bedenlerimize dönük müdahalelerini arttırıyor.
Bugün kadınların demokrasi talepleri her zamankinden daha acil. Yıllardır devam eden çatışmalar son buldu. Barış'ı konuşmaya başladık ancak kalıcı bir barış demokratikleşmeye dönük adımların atıldığı, antidemokratik uygulamalardan vazgeçildiği koşullarda mümkün olacaktır. Kadınlar olarak barış içinde, demokratik bir ülkede, bir arada yaşamayı talep ediyor; ekonomik ve sosyal güvenceden yoksun bırakılmayı, güvencesiz kayıt dışı çalıştırılarak sömürülmeyi, çocuğun-yaşlının-engellinin bakım yükünü karşılıksız olarak yüklenmek zorunda görülmeyi, şiddet tehdidi altında yaşamayı reddediyoruz!
Yıllardır sürdürülen vekalet savaşı sonrasında Suriye'de yönetime getirilen katillerin kendi tekfirci selefi yaşam tarzlarına uymayan her inançtan halklara saldırırken Alevi toplumuna yönelik soykırım uyguluyor, Alevi kadınları kaçırıyor, köleleştiriyor, tecavüz ve işkence ile aşağılıyorlar. Birkaç yıl önce Ezidi kadınlara yapıp gururla paylaştıklarını, bugün Alevi kadınlara yapıyorlar. Bizler toplumu kadınlar üzerinden aşağılama anlayışının bir ürünü olan bu insanlık dışı eylemleri şiddetle reddediyor, Suriye'deki Alevi, Dürzi, Ezidi, Hiristiyan, Sünni tüm inanç gruplarından kadınların yanında, gericiliğin, şiddetin, ayrımcılığın karşısında olduğumuzu duyuruyoruz!
Tüm bu nedenlerle bir kez daha buradan bildiriyoruz ki
· Cinsiyetçi iş bölümünü derinleştiren politikalara son verilsin.
· Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçe oluşturulsun.
· Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik politikalar geliştirilsin ve hayata geçirilsin.
· 6284 sayılı kanunun etkin biçimde uygulansın.
· Erkek şiddetine ve kadınlar üzerindeki erkek denetimine karşı önleyici koruyucu tedbirler alınsın, cezasızlık politikalarına son verilsin.
· İstanbul Sözleşmesi'ne dönülsün, sözleşme kapsamında ilgili düzenlemeler hayata geçirilsin.
· Çalışma yaşamında; şiddetin ve tacizin önlenmesine yönelik ILO'nun 190 sayılı sözleşmesine taraf olunsun ve sözleşme yürürlüğe konulsun.
· Kutsal aile yaklaşımı ile aileyi temel alan ve kadını yok sayan politikalara son verilsin.
· Çocuk, engelli, yaşlı bakım yükünü kadınların omuzlarına yıkarak, kadıların çalışma hakkını sınırlandıran kamu politikalarına son verilsin.
· Kadınların güvenceli istihdama, kaynaklara ve olanaklara erişim hakkı garanti altına alınsın.
· Türkiye'nin de etkili olduğunu iddia ettiği Suriye'de kadınlara yönelik baskı ve şiddetin önlenmesi için ülkemiz yöneticilerini göreve çağırıyoruz.