Merhaba,
ONBİR yılönce Sanatkop'ta yazmış olduğum sonra EDEBİYAT ROMAN ve ÖTESİ kitabıma aldığım yazıyı, dostlarımla paylaşmak istiyorum. Geçmişte çok kaliteli, iyi yetişmiş ve yönü kültür toplumundan yana değerli Yazar ve Eleştirmenlerimiz vardı; Her birinin ayrı bir yaşam öyküsü ve Edebiyata, Dilimize katkıları oldu.
Yurtdışında olanaksızlıklar içinde ben bu değerleri öne çıkarmayı görev saydım. Yazıyı bu anlamda yorumlamanızı dilerim. Saygılarımla
Ayaklı Kütüphaneler
Ne yazık ki, kelaynak kuşları gibi SOYU tükenen ve yeri doldurulamıyan az sayıda olsa kültür deposu insanlarımız var(dı):Kültür ve Edebiyat tarihi için EŞSİZ sayacağımız bu insanların değerini anlayabilmek için yılların geçmesi ve bizim de bu alanda olgunlaşmamız gerekiyor(muş)du.
Salah Birsel tam anlamıyla yukarıdaki başlıkla tanımlanacak bir kültür devimiz olsa gerek, yargısına vardım. 80 yıllık ömrüne, - vikipadi’deki kayıtlara göre - 37 kitap sığdırmış; ama ben ancak bir tekini okudum ve bu yazıyı yazmam gerektiği duygusuna kapıldım. Amacım, yeni kuşaklara ve Birsel’in deneme kitaplarıyla karşılaşmamış olan edebiyat-severlere bir değeri işaret etmektir; yoksa, onun sözünün üstüne söz söylemeyi – yazısının üstüne yazı yazmayı saygısızlık sayarım.
Ya da kendimi bu yeterlikte bulmadığımı vurgulamak isterim.
’Halley Kimi Kurtarır’ kitabı YAZKO tarafından 1981 yılında basılmış. O yıllar toplumun tüm kesimleri gibi, yazarlar, tiyatro ve sinema sanatçıları ve kültür insanları da toplumsal yükselişe koşut olarak İLERİCİ bir çizgide örgütleniyorlar ve mesleki ve özlük sorunlarını savunuyorlardı.
Yazarlar Kooperatifi de bu amaçla yazar ve kültür insanlarının kitap basımı ve dağıtımı amacıyla kurulmuştu. 29 deneme yazısını içeren bu küçük hacimli kitap, sanırım, Birsel’in hemen her gün arşınladığı ve kitap avına çıktığı Sahaflarda bulunabilir; çünkü ben orada bulmuştum.
Birsel’in Deneme yazılarında gözüme çarpan ilk belirgin özellik; hiçbir yerde bulamıyacağımız eşsiz bilgilerle dolu olmasıdır. Tanpınar’da varolan kültür ve edebiyat tarihini ilgilendiren eşsiz sayabileceğimiz yazılarından Birsel’in deneme yazılarının iki temel noktada ayrıştığını belirtmeliyim: Tanpınar’da daha ayrıntılı ve daha uzun olan onca bilgiyi Birsel 1-2 sayfaya sığdırabilmiş; ama daha az söz söylediği halde daha sığ kalmadan.
Sanki bir arı gibi, toplanması çok büyük emek isteyen bilgileri binbir çiçekten devşirmiş, sonra bize BAL olarak sunmuş Birsel; ’buyrun, afiyet olsun!, der gibi.
İkinci ayrılık; dil’i kullanma tarzından, yani Üslub ayırımından kaynaklanıyor.
Birsel’in dili, çok sade olduğu halde, doğunun bütün baharatlarının kullanıldığı her türlü tad ve lezzetleri içeren yemeklere benziyor. Büyük bir iştahla bu yazıları okurken, içinizde bir tatlı kıpırtı ve dudağınızda gülümseme eksik olmuyor.
Okuma tadını veren asıl kaynak da işte bu olmalı, diye yorumluyorum; Humör.
ASIL yazmak ve vurgulamak istediğim de budur.
DİL ortak mülkiyetimizde olan; bir yandan araç, ama diğer yandan gelişme - değişme ve sürekli olarak yenileşmeyi Amaç edinmiş en temel hazinemiz sayılmalıdır: Araç olarak kullanılırken bile kendi Amacına hizmet eden bir işlevi vardır ki, bu nedenle Edebiyata ve Yazarlara aynı zamanda Dil Kurucuları diyebiliyoruz. Birsel’i okurken, dilin bizde uyardığı okuma mutluluğu(!) denilen serüveni yaşıyoruz; sanırım, bu yanıyla, dili kullanma ve üslub oluşturma konusunda yazarlara ve gençlere örnek oluşturuyor.
Amacıma uygun olarak onun denemelerinden bazı alıntılarla konuyu bağlamak istiyorum: Kitaba adını veren Halley Kuyrukluyıldızından başlayalım:
’İpşir Mustafa Paşa 1654 yılında sadrazamlık postuna çöktüğü vakit, kimi İstanbullular düşlerinde kuyrukluyıldız görmüşlerdir. Kuyrukluyıldız da iyiye yorulmadığı için Padişah-ı Alempenahın tüm kulları sonbahar yaprakları gibi tir tir titremişlerdir… Bağnaz kişiler kuyrukluyıldızın düşünü değil de kendini gördükleri vakit, vaaaaaşşş, korkuları daha bir ıslık çalmaya başlar… 1858 ağustosunda İstanbul üstünde yine bir kuyrukluyıldız peydahlanır. Melhame kitaplarına merakı kalkanlar onun yine Müslümanların üstüne kılıç ve yatağan ve hançer ve top tüfek ve piştov ve palyoş ve kasatura ve harbe ve gaddare boca edeceğine inanırlar. Hele iki hafta sonra yıldız, yüzünü yeniden gösterdiği vakit- bu casus bir kuyruklu da olabilir – paşalar hazeratı ile tüm İstanbullular kıyamet laklakasına başlarlar…’
Bu yazıda, ta eski zamanlarda kuyurkluyıldız adının ’ahter-i dünbaledar’ olarak daha sonraki dönemde ’Necm-i dünbelader’ olarak söylendiğini okuyoruz.
Sahafların kültür hayatımızda ne büyük işlev gördüğünü ve bunun yanında oraya dadanan ve sürekli kitap toplayan kitap kurtlarından en önemlilerini kısaca da olsa öğreniyoruz. İstanbul’da pek sık görünen ve kentin değişik semt ve mahallerini yokeden yangınları da okuyoruz; ancak Birsel gibi biz de, yanan evlerden çok daha fazla binlerce kitabın yokolmasına içimizin yandığını anlıyoruz; Ali Emiri Efendi gibi az sayıda insanı da minnetle anıyoruz.
’Meşrutiyetin ilk yıllarında, Emerullah efendinin Maarif Nazırlığında (1910-11 yılları) sahaflardaki kitapçı Burhan Efendi’ye bir kitap gelmiştir... Kitapçı yapıtı satmak üzere Maarif Nazırlığına başvurur. Nazırlık, istenilen 30 sarı lirayı çok görerek almaz. Bunun ğzerine kitapçı, onu Ali Emiri Efendi’ye gönderir. Ali Emiri Efendi kitabın değerini hemen çıkararak 30 sarı lirayı bastırır… Bu, bir ikinci nüshası bulunmayan Divanü Lugat-it-Türk’tür… Macar Bilim Akademisi satınalmak için Hazrete tam onbin sarıkız önermiştir ama satmamıştır…’
İstanbul son 400 yılda 500 yangın görmüş. Ne yazık ki her yangında evini özel kütüphane haline getirmiş olanların evleriyle birlikte bu eşsiz el yazması kitaplar da kül olur. Birsel’den şunu okuyoruz:
’… Şu var ki, o yıllarda evlerini, yalılarını kitap deposu haline getirmişlerin sayısı da oldukça kabarıktır. Ahmet Vefik Paşanın, Cevdet Paşanın kitaplıkları belli başlı kitaplıklarla boy ölçüşecek bir ayardadır… Rıza Tevfik’in kitaplarını da Ruşen Eşref görmüştür… Ahmet Mithat Efendinin kitaplığı da öyle yabana atılacak şeylerden değildir. Çerkesçe, Arapça, Farsça ve Fransızcayı kendi ana dili gibi konuştuğu yazdığı için kitaplığı da bu dillerde yazılmış kitaplarla dudak dudağadır… Muallim M.Cevdet’in de onbini aşkın kitabı vardır… Ahmet kemal Paşanın ölümünden sonra açık arttırma ile satılan kitaplarından 630 tane yazma ve basma kitap yer alır ki topu da kimya mı kimyadır…’
Ne yazık ki, günümüzde bu kültür insanlarının benzerlerini bulmak çok güç. Tanzimat ve islahat ile devinim kazanan yenileşme hamleleri gerçekte SAHAFLARIN da aracılığıyla kaymak sayılabilecek bir aydın tabaka ve kesim oluşturabilmiş; bugünkü kazanımlarımızda ve bölgemizdeki özel konumumuzda bu insanların çabalarının sonuçlarını yaşıyoruz.
Bu arada, hep olumsuz sözcüklerle yadettiğimiz Osmanlı Paşalarının son dönemde ne kadar aydın ve kültür insanları olduğunu da anlıyoruz.
Unutmayalım ki Kurtuluş Savaşı öncüleri o kuşaktan çıktı: kurdukları Cumhuriyet ve devrimleri o dönemin osmanlı paşalarının bu birikimlerinin doğal sonucuydu.
Nasıl oldu da Cumhuriyet, bunca devrim ve yenileşmenin ardından bu denli KÜLTÜR Yoksunu ve DÜŞMANI paşalar çıkardı; doğrusu, bunun yanıtını en doğru Birsel gibi Ayaklı Kütüphaneler verebilir.