SURİYE ve DIŞ POLİTİKA:
TARİHTEN DERS ALMAK ya da HAİNLİK!
NOT: Ekte FRANSIZ Koloni Yönetiminin Suriye Haritasının 70 YIL Sonra nasıl yinelendiğini görüyorsunuz. Peki TÜRKİYE SEVR Haritasının günümüz PROJESİ nedir?, dersek BOP Haritası olduğunu görürüz. LÜTFEN Zahmet edip düşünerek bakın!
Peki, MÜLTECİ; SIĞINMACI denilen olay neydi? Elbette BOP Projesinin TÜRKİYE'de uygulanmasıdır. ON Milyon ÖNCÜ İŞGAL güçlerini ülkemize sokan kimdir? ABD ve Onun yerli ve sözde DİNDAR BOP Memurları!
Ne IRKÇIYIM ne de Yabanmcı Düşmanı: O insanların çoğu bu planın aracı, onlar da suçlu değil: BEKA SORUNU Budur ve sahte BEKA Çığırtkanlarından bunları duyamazsınız; çünkü onlar da bu planın bekçileri, memurlarıdır.
Suriye İÇ SAVAŞI BAŞLATILIRKEN ekteki Yazı ve Yorumu kaleme almıştım. Bu analizi yapmak için fazla ZEKİ ve BİLGİLİ olmak da gerekmiyor. HATAYLI herhangi birini sokakta yakalayıp ne yapalım? diye sorsaydınız, bu yanıtı alırdınız. Ya da KARBEYAZ Muhtarına da başvurabiliirdiniz. BEN Yorumumu korkmadan ve utanmadan 12 yıl sonra yineliyorum. O SAHİBİNİN SESİ yağcı ve dalkavuklar, TV Gülleri o gün yazdıklarını, söylediklerini yineliyemezler. BOP Projesi gereği SURİYE'yi Kana bulayanlar da U - DÖNÜŞÜ yapmanın, sağa - sola yalvarıp - yakarmanın dışında çaresizdirler.
İTİBAR DOĞRU YAPMAKLA elde edilir; FIRILDAK gibi dönmekle değil! ZEKİ insanlar İtibara layıktırö aptallar değil!
EMPERYALİZMİN İPİYLE KUYUYA İNENLERİN SONU HÜSRANDIR!
*
ALINTI:
(17 Mart 2012 günü kaleme almış olduğum bu analizi güncellemek gereği duydum.)
BÜYÜK LAFLAR etmeyeceğim:
- 'Her ülke, coğrafyasının tutsağıdır, Yani Coğrafya kaderdir,' denilir ki, bu, Dış Politikanın ilk altın anahtarıdır. 'Dış Politika, İÇ politikaya egemen olan güçlerin Başka ülkelerle yürüttüğü ilişkilerinin adıdır': Yani, İç politikanın dışarda yansımasıdır. Bu ikinci bir anahtardır. Dış politika ÇIKARLAR temelinde yürütülen ilişkidir. Bu çıkarlar, Ulusun büyük çoğunluğunun çıkarlarıyla örtüşüyorsa Ulusal; bazı grupların, sınıfların ve zümrelerin, kişilerin Çıkarlarına göre oluşuyorsa Ulusal değildir.
- Dış politikanın İdeoloji, dinsel bağnazlık, saplantılar ve önyargılara göre oluşturulması bir ülke için en büyük tehlikedir. Bu nedenle, 'Dostluk yoktur, ORTAK ÇIKARLAR vardır' sözü tarihin sınavından geçmiş olan bir başka ilkedir. (Umudumuz, tüm dünyada ve tüm İnsanlığın Ortak Çıkarlarının savunulduğu Dış Politikalar görmektir)
-'SAVAŞ, zorunlu olmadıkça Cinayettir,' diyen Mustafa Kemal Atatürk, 'Yurtta Barış – Dünyada Barış' ilkesini altın harflerle Dış ve İç politkamıza kazımıştır; ki, bu bizim Ulusal Dış Politikamızın temelidir.
- 'Savaş, politikanın SİLAHLA yürütülen halidir,' saptaması da temel doğruların başında gelir. Silah Tekellerinin çıkarı ile Petrol ve Kan kokusu içiçe geçmiştir.
- Diplomasi; özel dili ve biçimi ile Dış Politikanın ana Aracıdır. Güven üzerine yürür; kapalı kapılar ardındadır; üslubu İç Politikadaki söylemlerle, Ajitasyon ve Demogoji ile tam zıttır.
- Bireysel duygular, sempati ve antipati duymak gibi psikolojik etmenler aşılamazsa gerçekçi bir Dış Politika yürütülemez.
- Ülkenin ekonomik, kültürel, askeri vs potansiyelini doğru hesaplamak ve onunla orantılı bir Dış politika yürütmek zorunludur. Yanlış hesaplama; boyundan büyük işler yapmaya kalkışmak, ya da olanakları kullanmamak anlamına gelir; her iki tutum da zararlıdır.
- ÇOK BAŞLILIK ise dış politika için en büyük tehlikedir; ya Kararsızlık – ya da çelişkili kararlar almayı doğurur; her ikisi de kötüdür.
*
Bu İLKELER doğrultusunda Dış Politikamıza SİZ, kendiniz yön verdiğinizi varsayın ve doğru sonuçları çıkarın. BAKAN olarak, sen - ben bu ilkelere göre düşünüyor ve sonuçlar çıkarıyor muyuz? Buyur, ükenin DIŞ Politikasını Sen yürüt, denildiğinde ne yaparsın?
Senin yerine BEN konuşursam şunların altını çizerim: Somut gündem Suriye konusudur:
- SURİYE, herkesten ve her ülkeden fazla bizi ilgilendirir. Çünkü Coğrafyamız bize bunu buyuruyor. Ayrıca, Tarih ve Nüfus yapısı bu hakkımızı onaylıyor. Halkımızın bir Bütün olarak çıkarı; bu komşumuzun barış içinde ve bizimle DOST olarak elele yaşamasını gerekli kılıyor. O halde, bu komşu halkın sadece İYİLİĞİNİ istemek, kendi iyiliğimizi istemekle çakışıyor ve aynı anlama geliyor.
- Bu İyi Niyetimize en başta kendi halkımızın, sonra Komşu ve kardeş halkın ve yöneticilerinin inanması gerekiyor. Bu yolda adımlar atmamız şart oluyor. Bu sağlandıktan sonra, Dış kışkırtmalara, karışmalara karşı kalkan görevi görmemiz; ama öbür yandan GÜVENİLİR bir hakem ve düzenleyici rolünü oynamamız gerekiyor.
- Suriye, DEMOKRATİK bir ülke olmalıdır. Ancak, 'Roma Bir günde kurulmadı,' özdeyişine uygun olarak, bunun belli bir plan – program ve adımlar halinde yürütmesi ve İç Düzeninin Barışçı bir ortamda yürümesi gerekiyor.
- Bu noktada, Yönetim – gecikerek de olsa – Anayasal Reformlara başlamış bulunuyor; kendi programını açıkladığı yazılıyor. Arap Birliği bu alanda en büyük Aktörlerin başında geliyor; ancak, 50 yıllık tarihsel olaylar bu örgüt üyesi ülkelerin hiç de ilkeli ve kararlı olmadığını; günlük çıkarlar ve ilkesizliğin aracı haline geldiğini defalarca ispatladığı için, Dış Müdahalesiz bir iş beceremiyorlar.
- Yani, Suriye'deki belli grupların DIŞ Askeri müdahaleye ve ülkelerinin İşgal edilmesine bel bağlaması KAN dökülmesinin en büyük nedeni haline geliyor. Oysa, Yüksek sesle Dış Askeri karışmaya karşı olduğumuzu, öncelikle bu tür gruplara kesin bir dille anlatmamız; ardından bu GÜVEN duygusuyla, Suriye Yönetimine demokratikleşme ve İÇ Barışı kurma konusunda kardeşçe yardım etmemiz ve tavsiyelerimizi bildirmemiz en uygun yol olarak görünüyor.
- İsrail – Filistin görüşmelerinde Türkiye Arabulucu konumdaydı; iki tarafın da güvenine sahipti. Zaman içinde, 'Mazlumu savunmak!' adıyla tarafsızlığını yitirince oradan dışlandı ve bu durum en fazla Hamas gibi Militan ve uzlaşma istemeyenler ile İsrail'deki SERTLİK yanlılarına yaradı. Böylece Türkiye, Osmanlıcılık, Ümmet kardeşliği, Sunni Blokun hamisi... gibi rolünü arttırdıkça arttırdı. Hamas'ın hamisi rolüne soyundu.
- Oysa, Suriye, bu dönemde tarafsızlık rolü oynayan Türkiye'ye neredeyse İran'dan daha fazla yaklaşmıştı; Lübnan'daki birliklerini çekmesi için en büyük etkiyi Türkiye yapabilmişti. Yani, Türkiye'nin İdeolojik saplantılarla Dış Politika yürütmeye kalkması, en fazla kendisine zarar verdi (ilerde daha fazla verecektir) ve güvenilir DOST kazanamadığı gibi, en güvenilir – ya da güvenirliği sürekli artan – dostları yitirmesine yolaçtı. Elbette, sonuç olarak bu politkası İRAN'a yaradı. (ABD'nin Irak'ı işgalinin de İran'a yaraması gibi)
- Bölgede asıl kavga İSRAİL – İRAN arasında değildir; İran – Irak savaşında ABD silahlarının Kudüs üzerinden İran'a gönderildiğinin bilgisi çoktan unutuldu. Asıl Kavga, SUUDİ Arabistan ve korumasındaki Şeyhlikler ile İRAN arasındadır. Bu nedenle, İsrail bu ülkeler için Duygusal düşmandır ama İRAN reel düşman. Çünkü, Israil, nüfus potansiyeli olarak herhangi bir bölgeyi işgal edip elinde tutamaz; ama İran boydanboya tüm bölgeyi işgal edebilir. Yunanistan, diyelim ki, askeri açıdan Türkiye'yi yendi (yanlış anlaşılmasın), ancak istanbul'u işgal edemez. Ama Türkiye yunanistan'ın büyük bir bölümünü işgal edebilir.
- Bu gerçeği doğru okuyan Arap ülkeleri, özellikle Şeyhlikler ve Suudiler tüm Dış Politikalarını bu gerçeğe dayandırmışlar ve İsrail'i giderek Tehdit olmaktan çıkarıp, Güvenceleri saymaya başlamışlardır. İşte böyle bir anda Türkiye'nin İsrail'e karşı Hamas uğruna düşmanlığa soyunması Yanlış Hesabın nereden döneceğinin belgesidir. Arap ülkelerinin Suriye ve Irak konusundaki tutumlarının altında bu İRAN Tehdidi algısı yatmaktadır.
(Zaman ne kadar haklı ya da haksız olduklarını gözterecektir.)
-Dışişleri bakanının Diplomatik üslubu dururken, seçmenine ya da muhalefete konuşur gibi laflar sarfedenler, ağzından çıkanı kulağı duymayanlar yüzünden Suriye yönetimi üzerindeki tüm dostça güvenirliğimiz yitti ve bu ülkede, Dış Askeri Müdahaleye bel bağlayan gruplar ve bunu engellemek dışında kaygısı olmayan yönetim çok kan dökülmesine yolaçtı. Bu tabloya bizden daha fazla hiç kimse üzülemez!
SONUÇ:
Dış Politikada, biz eskiler 'Somut durumun somut tahlili' der ciddi bir analiz yapardık. Herşeyden önce Dışişleri Bakanı hariç, her önüne gelen Yetkili dış politika konusunda konuşmamalı; konuşursa bile, Bakanın diplomatik dilinin sınırlarını aşmamalıdır. Suriye Muhalefet gruplarına (Neci ve kim oldukları iyice irdelenmeli), Türkiye'nin ne düşündüğü ve neyi amaçladığı kesin bir dille anlatılmalı; neye karşı olduğu söylenmeli ve ondan sonra Suriye YÖNETİMİ ile yeniden GÜVEN temelinde diyalog kurulmalıdır. 'Ebedi dostluk ve Ebedi düşmanlık yoktur' diye söyleyenler haklıdır.
Atatürk'ün de Afgan kralı, İran Şahı ile görüşmeleri, dostluğu oldu; onlara ülkelerinin iyiliği için ne yapmaları gerektiğini açık yüreklilikle söyledi. Türkiye'nin BÖLGEDE oynayacağı en doğru ve en olumlu tutum budur: Güvenilir bir ABİ, iyi niyetinden kimsenin kuşku duymadığı bir partner ve BARIŞ ve Bölgesel işbirliğinin Kalesi olmak varken; derme – çatma güçlerle yol arkadaşlığı yapmak bize yakışmıyor ve bunun bir geleceği de yoktur.
Pakistan, ABD'ye güvenerek Afgan mültecileri aldı, onları SUUDİ imamları eliyle eğitip Taliban haline getirdi ve bedelini tüm dünya ödüyor. Pakistan'da bugün kan akmayan tek bir gün yoktur. Camilerde öldürülen müslüman sayısını birleri hesaplayıp bildirse, tüyleriniz ürperir. ABD ve Batı'nın başımıza böyle bir bela sarmalarına kanmamalıyız. Çünkü böyle bir hatayı işlemekten daha yanlış ve daha korkunç bir politikamız olamaz.'
SOSYAL ve kültürel açıdan, din ve mezhep özgürlüğü yönünden Arap ülkelerinin içinde en Çağdaş ve en ileri olan Suriye'nin demokratikleşmesine el vermek bir görevdir. Din adamalarına sorsanız size, ülkelerinde dinsel ve mezhepsel hiçbir baskı ve kısıtlama olmadığını söylerler.
(Muhalefetin DİNCİ olanları, Arap ülkeleri arasında TEK LAİK devlet olan Suriye'nin bu özelliğinden ve DİN ve Mezheplerin EŞİTLİĞİ ilkesinden nefret ediyorlar ve bizdeki MÜTTEFİKLERİ ile bu konuda tam bir İNANÇ birliği içindedirler)
Devlet kademelerinde, bürokrasi ve İşe almada varolan eşitsizlik, doğrudur, bunu giderecek adımlar atılmalıdır. Ülkenin bu potansiyeli ve iyi yetişmiş aydınları vardır. Körfez Şeyhliklerinde ve Irak'da olduğu gibi, SUUDİ – İRAN çekişmesinin arenası olan bu kardeş ve komşu ülkeyi, Suriye'yi, bu bataklıktan çıkarmak ve Üçüncü ve doğru olan yola sokmak Türkiye'nin aynı zamanda kendi halkına yapacağı en büyük iyiliktir.
Ne İran ve ne de SUUDİ arabistan demokrasinin savunucusu ve modeli olamazlar; bu görev, tüm gerilemelere karşın Türkiye'ye düşer ve doğru olan budur; çünkü bu tarz bir politika yukarda sayılan tüm ilkelere uygundur. Ülke çıkarlarında tükürdüğünü yalamak, gibi bir deyim geçersizdir.
Kabadayılık yapmayı, o ağızla konuşmayı Yiğitlik sananlar, lütfen bu konuyu Dışışleri Bakanına bırakmalılar. Bakanın yapacağı İLK İş ise, muhalefet liderleriyle görüşüp bu konuda uzlaşma sağlaması ve Ulusal Politkayı bu yolla oluşturmasıdır. Dış Politikada bazen gecikme, fırsatların kaçırılması, ya da olayların peşinden nal toplanması anlamına gelir; bir ülke için en büyük tehlike de budur.