BU ÜLKENİN TEMEL SORUNU: TOPLUMSAL GÜVEN BUNALIMI
Bu ülkede çok çeşitli sorunlar var: İşsizlik sorunu, dar gelirli emekli geçim sorunu var, asgari ücret sorunu var. Milyonlarca insanın sırtına giydirilen ateşten gömlek; enflasyon sorunu var. Son yıllarda ticarileştirilen eğitim ve sağlık sorunu var. Açlık sorunu var, yoksulluk sorunu var...
Bu sorunlar listesini daha da uzatmak mümkün ancak bu yazıda bu kadarı ile şimdilik yetinelim.
Ama bu ülkede yaşayan milyonlarca insanın beynini adeta dağlayan çok ciddi bir güven bunalımı sorunu var. Toplumun en temel bileşeni olması gereken yargı ve adalet duygusu, toplumda ciddi bir aşınma sürecine uğramış görünüyor. Eğitim ve sağlıkta hızla gelişen ticarileşme süreci, toplumsal çürümenin en önemli etkeni hâline gelmiş görünüyor.
AK Partinin 24 yıllık iktidarı; ülkenin güvenliği ve savunması konusunda çok ciddi başarılara imza attığını görüyor ve bununla her vatansever gibi ben de gurur duyuyorum. Çünkü içinde bulunduğumuz coğrafya 100 yıldır sadece kan ve barut kokuyor. Bu coğrafyada var olmak ve devlet olmanın en önemli gerçeği; silahlı ve silahsız toplumsal güçtür. Bu konuda Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, son derece başarılı ve cesur adımlar atmıştır.
Türkiye'nin işgaline yönelik 15 Temmuz hain darbe girişiminden hemen sonra Suriye sınırına yapılan harekâtları büyük bir övgüyle selamlıyorum. O dönemde Suriye sınırına yapılan harekâtlar olmasaydı, başta ilimiz Hatay olmak üzere komşu illerde telafisi adeta imkânsız çok ciddi sıkıntılar ve hatta ciddi badireler yaşayabilirdik.
Toplumsal güven bunalımını ve sade Türk yurttaşlarının kafasına güven bunalımını aşılayan iki temel etken var: Dün vatan haini, bebek katili olarak toplumun beynine mıh gibi çakılan Abdullah Öcalan'a, bugünlerde neredeyse Türk-Kürt barışının kahramanı olarak ilan ediliyor. Öte yandan devlet yetkililerinin "Hocaefendi" olarak uzun yıllar andığı Fethullah Gülen, bu süreçte devlete ve topluma karşı hain olarak anılıyor.
Bence bu ikilem bile topluma yeterince anlatılamadığı için toplumun devlete olan güven duygusu konusunda adeta şaşı olmuş durumda. Bu konuda TBMM'nin çıkardığı Barış Süreci'ne yönelik çerçeve yasa çok ama çok değerlidir. Ama bu yasanın kapsamı ve içeriği topluma yeterince anlatılamadığı için pratikte ve uygulamada işlevsiz hâle gelebilir.
Bu yasaya destek veren milletvekillerini yürekten kutluyorum. Ama aynı milletvekillerinin, seçim bölgelerinde bu çerçeve yasanın anlamını ve önemini çok iyi anlatmakla yükümlüdürler.
Siyasetçiler, gazeteciler, medya mensupları ve siyaset tartışmacıları, akademisyenler aklınızı başınıza toplayın ve bu çerçeve yasanın bu ülkeye sağlayacağı toplumsal barışın önemini ve değerini anlatın. Bunu yapmazsanız bu Anadolu, ikinci bir Malazgirt Zaferi kazanmak zorunda kalır.