6 Şubat depreminde ölen ve yaralanan sağlık çalışanları ile ilgili sorumlular hakkında açılan davalar devam ediyor. Sağlık çalışanları adına duruşmaları takip ederek adalet isteyen SES, Hatay Tabip Odası ve Adalet Peşinde Derneği yetkilileri Antakya Adliyesi önünde basın açıklamsı yapı.
Yapılan açıklamada; 6 Şubat 2023 tarihinde yaşadığımız büyük felaketin üzerinden üç yıl geçti. Ancak acımız kadar öfkemiz de taze! Bugün burada, sadece doğanın bir yıkımının değil; "bile bile", "göz göre göre" ve "raporlara rağmen" gelen bir kamu ve işçi cinayetinin hesabını sormak için toplandık.
Elimizdeki belgeler, bu ölümlerin birer "kaza" değil, idari ihmaller zinciri olduğunu kanıtlıyor. Üstelik bu ihmal zinciri geçmişte kalmış değildir. 6 Şubat 2023 depremlerinden sonra, faaliyeti devam eden sağlık ve sosyal hizmet binalarının depremde aldıkları hasarlara dair herhangi bir rapor kamuoyuyla paylaşılmamıştır. Güçlendirme yapıldıysa bunun belgeleri, yapılmadıysa binaların depreme dayanıklı olup olmadığına dair bir inceleme sonucu hâlâ açıklanmamıştır. Herhangi bir incelemenin yapılıp yapılmadığı dahi kamuoyu tarafından bilinmemektedir.
Bugün hâlâ hangi binanın ayakta, hangisinin risk altında olduğunu bilmiyoruz. Bunların hepsi kamusal ihmalin devamıdır. Bu nedenle deprem bölgesi olan kentimizde yaşanabilecek doğa olaylarının tıpkı 6 şubat depremlerindeki gibi afete dönüşmesi kaçınılmazdır.
Dün İskenderun Devlet Hastanesi ana binasında hastaların kullandığı asansörün arızalanarak zemin boşluğuna düştüğü öğrenildi. Edinilen bilgilere göre, asansörün düşmesi sırasında içerisinde bulunan bir hastane çalışanı yaralandı. Kalça kırığı oluşan çalışanın acilen tedavi altına alındığı belirtildi. Öte yandan aynı asansörün yaklaşık bir ay önce de içerisinde personel bulunduğu sırada zemin kattan eksi birinci kata düştüğü ifade edildi. Daha önce yaşanan olaya rağmen gerekli önlemlerin alınmaması ülkedeki cezasızlık politikasının derinliğini ve şubat depremlerindeki ihmaller silsilesinden hiçbir kamusal sorumluluk çıkarımında bulunmayan bir kamu otoritesi ile karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Bugün dava konusu olan Hatay Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ek Hizmet Binasında 2012 tarihli raporda "ya güçlendirilmesi ya da yıkılması" gerektiği belirtilmesine rağmen tam 11 yıl boyunca hiçbir önlem alınmadan sağlık hizmeti verilmeye devam edilmiştir. Deprem sabahı acil serviste tedavi bekleyen ve hizmet alan, palyatif serviste bakım gören ve onlara hizmet sunan sağlık emekçilerinden oluşan 72 canımız ihmallerin kurbanı olmuştur.
Benzer şekilde İskenderun Devlet Hastanesi A Bloğu'nun 2012 yılında depreme dayanıklı olmadığı tespiti yapılmış, 2015 yılında dayanıklılığı olumsuz tespit edilen binanın yıkımına ilişkin toplantılar yapılmıştır. 2016'da İskenderun Teknik Üniversitesi'nden alınan bilirkişi raporunda; "binanın deprem güvenliğinin yetersiz olduğu" tespit edilmiştir.
Üstelik 2016 yılında İskenderun Bölge Hastanesi yeni binada hizmete açılmıştır. Yani yetkililer ellerinde "bu bina güvensizdir" diyen bir bilirkişi raporu varken ve şehirde yeni bir hastane devreye girmişken, A Bloğu'nu boşaltmak için hiçbir adım atmamışlardılar.
Bu duyarsızlık ve ihmal için kapasite sorunu gerekçe gösterilemez; çünkü tehlikeyi bilen yöneticiler, o binayı tahliye etmek yerine işletmeye devam etmeyi seçmiştir. Bu haliyle sadece ihmal etmemiş bilinçli olarak insanların hayatını riske atmışlardır.
Raporun yıkım komisyonuna gönderildiği, bu rapora istinaden Sağlık Bakanlığı tarafından 2019 yılında yeni bina yapımının "Yatırım Programına Alındığı" yönünde karara rağmen tek bir çivi bile çakılmamış, İskenderun Devlet Hastanesi A Blok binası yenilenmemiştir. Ve bu ihmalin sonucu olarak 6 Şubat depreminde sağlık emekçisi, hasta ve hasta yakınından oluşan 125 yurttaş bu hastanede can vermiştir.
Şunu açıkça ortaya koyuyoruz: 2016'da tehlikeyi biliyorlardı, 2019'da yeni bina kararı aldılar, ama eski binayı bir gün bile boşaltmadılar. Bu üç gerçeğin bir arada var olması, hukuki olarak olası kastın tartışılmasını zorunlu kılmaktadır.
T üm olumsuz değerlendirme ve raporlara rağmen sağlık çalışanlarının da hastalar ve yakınlarının da depreme dayanıklı olmayan binaya gitmesine göz yumuldu. Hatay'da büyük bir deprem beklendiği bilgisine rağmen hiçbir önlem almadılar, orada hizmet veren sağlık emekçileri ve hizmet alan hastalar göz göre göre ölüme sürüklendiler.
Ve bugün görüyoruz ki Sağlık Bakanlığı bu ölümlerin sorumlularının yargılanmasının önünü tıkamaktadır. 2012'den bu yana yönetici koltuklarında oturan, bu raporları gören, altına imza atan ancak hiçbir önlem almayarak halkın can güvenliğini hiçe sayan bu eski yöneticiler hakkında soruşturma izni vermeyerek adaletin önüne set çekmektir!
Soruşturmaya izin verilmemesine itiraz eden savcılığın ve yurttaşların itirazlarının reddedilmesi, kamu vicdanını bir kez daha enkaz altında bırakmaktır.
Bizler sendikalar, meslek odaları ve hak savunucuları olarak soruyoruz:
Ölüm raporlarını imzalayanlar neden yargıdan kaçırılıyor?
2012 2023 yılları arasında hangi bakanlığa ne kadar bütçe ayrılmıştır. Bu tarihler arasında sağlık bakanlığı ve aile ve sosyal hizmetler bakanlığına ayrılan bütçe ne kadar olup nelere harcanmıştır? Göz göre göre riskli olan binalara bütçe ayırmayarak neden yurttaşların ölümüne sebebiyet verilmiştir?
Bu soruların yanıtının acilen kamuoyu ile paylaşılması talep ediyoruz.
Buradan bir kere daha yineliyoruz:
1. Dün kamuoyu ile paylaşılan bilirkişi raporunda binanın deprem güvenliği açısından yetersiz olduğu, sağlık bakanlığının yüzde 95, AFAD'ın ise yüzde 5 kusurlu olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla soruşturma izni verilmeyen tüm idareciler ve dönemin sağlık bakanları Recep Akdağ, Mehmet Müezzinoğlu, Ahmet Demircan, Fahrettin Koca derhal yargılanmasını talep ediyoruz.
2. Hastane enkazında kalarak yaşamını yitirenler için adalet istediğimiz gibi uzuv kaybı yaşayıp yaşamını sürdürmekte güçlük çeken , ebeveyn kaybı yaşayıp yetim öksüz kalan, eşini, kardeşini, çocuğunu yakınlarını kaybedip hayatta kalanların aidiyet ve adalet duygusunun onarılması için sorumluların ayrıca bu suçlardan yargılanmasını talep ediyoruz.
3. Sadece yerel idareciler değil, bu yatırımları erteleyen, hastane yapımı ya da güçlendirmesine bütçe ayırmayan ve denetim görevinin gereğini yapmayan tüm yetkililer yargı önünde hesap vermelidir.
4. Depreme dayanıklı olmadığı belirlenen tüm sağlık kurumları için gerekli bütçe ayrılmalı, yenileme ve tahliye adımları derhal atılmalıdır.
5. Enkazda kaybolan iki yurttaşımızın akıbeti açıklanmalıdır.
6. 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen ve faaliyeti devam eden tüm sağlık ve sosyal hizmet binalarının hasar durumu, yapılan ya da yapılmayan güçlendirme çalışmaları ve güncel deprem güvenliği değerlendirmeleri kamuoyuyla derhal ve şeffaf biçimde paylaşılmalıdır.
Sağlıktan, emekçiden, insan hayatından tasarruf olmaz.
Bizler, hekimler ve sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak; güvenli çalışma ortamı ve halkın güvenli sağlık hizmeti alma hakkı için bu davadan, bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.
Açıkça söylüyoruz, BU BİR KATLİAMDIR. Ve sorumluları yargı önüne çıkana kadar susmayacak; adalet yerini bulana, sorumlular hesap verene kadar bu davaların takipçisi olacağız!














