“Kuyu Tipi” Hapishane olarak adlandırılan hapishanede yaşam koşullarının düzeltilmesi için 75 gündür açlık grevinde bulunan Tahsin Sağaltıcı’nın babasınında bulunduğu İnsan Hakları Derneği Hatay Şubesi basın açıklaması yaparak, yetkilileri yaşam hakkının korunması için acilen müdahaleye çağırdı.
29.09.2025 tarihinde derneğimize yapılan başvuruda Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi olarak bilinen, Kamuoyunda “Kuyu Tipi Hapishane” olarak adlandırılan Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde Tutulan Tahsin Sağaltıcı’nın şuan itibariyle açlık grevinin 75.günü vesilesiyle bizlerden kamuoyu ile paylaşma ve hukuki destek talep edilmiştir.
Kamuoyunda “Kuyu Tipi Hapishane” olarak adlandırılan Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishaneler (YGC), tecridin yoğunlaştırıldığı hapishane modelleridir. Yüksek Güvenlikli Hapishanelerde mahpusların tutulduğu hücrelerin havalandırması bulunmamakta, Mahpuslar ayrı bir bölümde olan havalandırmaya götürülmekte ve 1-1,5 saat arasında havalandırmada kaldıktan sonra tekrar hücrelerine götürülmektedir. Bu şekliyle mahpusların yürüyüş yapacakları, spor yapacakları, temiz hava alacakları alanlar ellerinden alındığı gibi; sohbet hakkına, kitap-yayın hakkına ciddi engellemeler getirilmektedir. Hücrede var olan tek pencere ise pipetin dahi geçemeyeceği sık eleklerle kapatılmıştır. Gün ışığı ve yeterli hava girmesinin engellenmesiyle birlikte uzun süre bu pencerelere bakmanın dahi göz rahatsızlıklarına yol açtığı mahpuslar tarafından aktarılmaktadır. Ayrıca bu hapishanelerde sayısı çok az olan üç kişilik hücrelerde, yatakları ve tuvalet kapısını gören kameralar bulunmaktadır. İnsanın en doğal haklarına ve insanlık onuruna aykırı biçimde inşa edilen kuyu tipi Hapishanelere karşı, şu anda ölüm orucu ve açlık grevleri devam etmektedir.
14 Ağustos 2025 tarihinde Açlık grevleri ve ölüm orucu ile ilgili İnsan Hakları Derneği Ankara Şubemiz ile Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi kendilerine yapılan başvurular sonucunda basına ve kamuoyuna açıklamalar yapmıştır.
Yapılan açıklamada özetle şunlar ifade edilmiştir:
Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinden, Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesine sevk edilen ve hala burada tutulan Serkan Onur Yılmaz’ın ölüm orucunun 277. gününde olduğu, Sincan 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan Mithat Öztürk’ün açlık grevinin 183.günü olduğu, Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan Grup Yorum üyesi Ali Aracı’nın 177. günü olduğu, Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinden Kırıkkale F Tipi Kapalı Hapishanesinde sevk edilen Ayberk Demirdöğen’nin ise açlık grevinin 156. gününde olduğu, bu mahpusların yansıra Çorlu (Karatepe) Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan Fikret Akar’ın 136 gün Antalya Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan Ümit Çobanoğlu’nun 77 gündür açlık grevinde olduğu, yine aynı hapishanede tutulan Gürkan Türkoğlu, Tahsin Sağaltıcı ve Fırat Kaya’nın ise 18 gündür süresiz açlık grevinde oldukları ifade edilmiştir. Ayrıca “Kuyu tipi hapishanelerin kapatılması” talebiyle ölüm orucunda olan Serkan Onur Yılmaz’ın artık yürümekte güçlük çektiği, uyumakta zorlandığı, Ellerinde, ayaklarında ve sırtında yaralar çıktığı Serkan Onur Yılmaz’ın ölüm orucu sürecinin ilerlemiş olması nedeniyle ayaklarında da ciddi sinir ağrılarının başlamış olduğu ifade edilmektedir. Halihazırda ölüm orucu ve süresiz açlık grevi yapan mahpuslar, kendilerinin ve birlikte kaldıkları arkadaşlarının kuyu tipi olmayan başka hapishanelere sevk edilmesini/edilmeyi talep ettikleri, ifade edilmiştir.
Birleşmiş Milletler (BM) İşkenceye Karşı Komite, Türkiye’nin Beşinci Dönemsel Raporu’nu, 17 ve 18 Temmuz 2024 tarihlerinde yapılan toplantılarında değerlendirmiş ve sonuç gözlemlerini, 25 Temmuz 2024 tarihinde yapılan toplantısında kabul etmiştir. Komite’nin 14 Ağustos 2024 tarihinde yaygınlaştırılan Türkiye’nin Beşinci Dönemsel Raporunda Yüksek Güvenlikli Hapishaneler ile ilgili olarak 14 (b) paragrafında “Komite S tipi, Y tipi ve diğer yüksek güvenlikli hapishanelerdeki bazı mahpusların, fiili olarak tek başına hücreye kapatılma teşkil edecek şekilde günde 22 saatten fazla bir süre boyunca yeterli havalandırmanın olmadığı tek kişilik hücrelerde tutulmasından endişe duymaktadır” tespitini yaptıktan sonra, 15 (b) paragrafında “Özgürlüğünden mahrum bırakılan tüm kişilerin hücrelerinin dışında yeterli zaman geçirmelerini ve düzenli olarak anlamlı sosyal etkileşimlerde bulunma imkanına sahip olmalarını sağlamalıdır. Dahası, taraf devlet, fiili olarak tek başına hücreye kapatılma da dahil olmak üzere, tek başına hücreye kapatılmanın bir mahpusun cezasıyla ilgili nedenlerle uygulanmamasını ve sadece son çare olarak istisnai durumlarda, mümkün olduğunca kısa süreli, bağımsız incelemeye tabi olacak şekilde ve sadece yetkili bir merciin izniyle kullanılmasını sağlamalıdır. Tek başına hücreye kapatılma, Mahpuslara Muameleye Dair Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları’nın (Nelson Mandela Kuralları) 43 ila 46. kuralları uyarınca hiçbir koşulda 15 günü aşmamalıdır.” tavsiyesinde bulunmaktadır. Geçmiş deneyimlerden yola çıkarak bilinmektedir ki; açlık grevi ve ölüm orucu yapanlar, gelinen aşama itibariyle çok ağır ve ciddi bir yaşam tehdidi altındadırlar.
İnsan Hakları derneği her daim Yaşam hakkının korunmasını savunur. İHD, Yaklaşık 40 yıllık zengin pratiğinde, açlık grevleri ve ölüm oruçları karşısında hep, açlık grevi ve ölüm orucu eylemi türünden pasif direniş eylemine başvurmak zorunda kalanların içinde bulunduğu koşulları anlamaya çalışmış ve eylemlere konu olan insan haklarına aykırı hukuksal mevzuat ve uygulamaları ele almıştır. Bizler Açlık grevi ve ölüm orucu eylemine başvurmanın nedenlerini saptamaya çalışır. İnsan haklarına aykırı gördüğümüz her konuyu, açlık grevcisi ve ölüm oruççusunun talebinden ve eyleminden bağımsız olarak her şart altında savunuruz. Açlık grevlerine yol açan ihlal koşullarının, iletişim kanallarını açık tutarak temel hak ve özgürlükleri merkeze alan bir şekilde düzeltilmesi ile ÖLÜM’ü aşmak mümkündür. Bu nedenle Adalet Bakanlığı’nı kişilerin taleplerine kulak vermeye ve sorunu çözecek adımlar atmaya davet ediyoruz. Adil yargılanma hakkı da sağlık hakkı kadar yaşamsal bir hak olup, bu hakkın önünde durmak yerine yetkilileri iletişim içinde çözüm bulmaya çağırıyoruz. Bu nedenle başta siyasal iktidar olmak üzere istisnasız herkese sesleniyoruz. İnsanın sahip olduğu onur ve değere saygı gösterin, yaşama ses verin.















