1. GİRİŞ
Yazar (Doğruel Fulya), bu kitabında Hatay’da üç ayrı etno-dinsel topluluğun bölge kültürüne eşit katılımda bulunduğu ve aralarında uyumlu bir birlikteliğin kurulabileceğini gösteren iyi bir örnek olduğunu göstermeyi hedeflemiştir. Yazar çalışmanın önemini farklı aidiyet duygularına ve kültüre sahip toplulukların bir arada yaşamasının pek de ütopik olmadığını göstermek açısından vurgulamaktadır. Hatay’ın Ermeniler, Arap Hristiyanlar, Arap Sünniler, Nusayri Aleviler, Yahudiler ve Türkler gibi yüzyıllardır bir arada yaşayan pek çok farklı etnik ve dinsel topluluğu barındıran bir şehir olduğunu ve bu toplulukların bir arada çatışmadan yaşayabildiğini, birbirini etkileyebildiğini göstermeye çalışmıştır. Bu toplulukların sosyal hayatın sıradan akışı içinde kimliklerini, ‘biz’i ve ‘öteki’yi nasıl kurguladıklarını ve bu kurgunun ilişkilerine nasıl yansıdığını sosyal bilimlerde bugüne kadar etnisite üzerine geliştirilmiş klasik literatüre göre araştırmayı amaçlamıştır. Üç dinsel-etnik topluluk ele alınmıştır. Nusayri aleviler, Arap Hristiyanlar ve Ermeniler. Bu üç topluluğa odaklanılmasının sebebi bu toplulukların kültürlerinin ortak tarihsel birliktelikleri ile zenginleştirilmiş olması ve kültürel, ekonomik ve politik etkileşim içinde olmalarıdır. Ayrıca Hatay’da yaşayan topluluklar içinde kültürel yapıları birbirine en çok benzeyen topluluklar bunlardır. Bu çalışma niteliksel bir yaklaşımla yapılmıştır. Kitabın tamamında yazar iş yaşamındaki ilişkileri, evlilik ilişkileri, dine bakış, gündelik ilişkiler ve politik görüşler gibi ara başlıklar altında üç etno-dinsel topluluk üzerinden inceleme yapmıştır.
2. KİTAP BÖLÜMLERİ ÖZETİ 2.1. SOAYAL VE DEOGRAFİK PROFİL
2.1.1. Nusayri Aleviler
Nusayri Aleviler Suriye’den Türkiye’ye uzanan kıyı boyunda yaşayan bir topluluk olarak her zaman Ortadoğu’nun bir parçası olmuşlardır. Nusayri Aleviler kasaplık, kaynakçılık, fırıncılık, demircilik, bahçecilik veya uzun araç şoförlüğü gibi farklı meslekler icra ederler. Nusayri Aleviler günlük yaşamlarında hem Arapça hem Türkçe konuşurlar. Ev içinde daha çok Arapça, ev dışında ise daha çok Türkçeyi tercih ederler.
2.1.2. Arap Hristiyanlar
Arap Hristiyanlar da yüzyıllardır Hatay ve çevresinde yaşamaktadırlar. Rum Ortodoks kilisesine bağlıdırlar. Kiliseleri etrafında örgütlü bir yapıya sahipler. Onları cemaat başkanı temsil etmektedir. Antakya’da kuyumculuk, gümüşçülük, terzilik gibi zanaat isteyen meslekler icra etmekteler. Yaşlıları çoğunlukla ziraat ve bahçecilikle uğraşırlar. Arapça ve Türkçe konuşurlar.
2.1.3 Ermeniler
Ermeniler de Hatay’da yaşayan en eski topluluklardan biridir. Osmanlı imparatorluğu zamanında zanaatçılık ve ticaretle uğraşmışlardır. Günümüzde ise köyde yaşayanlar çoğunlukla bahçecilikle geçinir, meyve yetiştirirler. Ermeni Apostolik Kilisesine bağlıdırlar. Ortodoks’turlar. Ermenice ve Türkçe konuşurlar. Orta yaşın üstündekiler Arapça da konuşur.
Yazar her üç topluluğun da benzer sosyo-ekonomik koşullara sahip olduğu iddiasındadır. Irak sınır kapısının birinci körfez savaşından sonra uygulanan ambargodan beri kapalı olması, her üç topluluğa mensup kişilerin geçimlerini sürdürdükleri sebze-meyve ticaretini önemli ölçüde azaltmıştır. Bu gruplar hemen her aileden en az bir kişinin yurtdışında çalışmaya giderek evine ekonomik yardım göndermesiyle geçimlerini sürdürmektedirler. Hristiyanlar ekonomik koşulların zorlaması sonucu genelde batı ülkelerine göç verirken Nusayri Aleviler geçici işçi olarak Arap ülkelerinde çalışmayı tercih etmektedirler.
2.2. TARİHSEL ARKAPLAN
Kitabın üçüncü bölümünde Hatay kentinin tarihsel arka planı incelenmiştir. Antakya dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biridir. Asur, Hititler, Persler, Makedonlar, Mısırlılar, Romalılar, Arap Müslümanlar, Selçuklular, Haçlılar, Memlukler ve en son Osmanlı İmparatorluğu gibi birçok uygarlığın ve yönetimin ana yerleşim merkezlerinden biridir. 1916’da Fransızların işgalinde kalmıştır. 1919’da Antakya, İskenderun, Reyhanlı ve Belen kazalarından oluşan özerk İskenderun Sancağı adı altında idari bir birim olarak birleştirilmiştir.1920’de idari özerkliğini koruyacak şekilde Fransız mandası altında olan Şam, Halep ve Alevi bölgesi ile birlikte Suriye Devletleri Federasyonuna bağlanmıştır.
1936’da Fransa’nın Suriye ve Lübnan’a bağımsızlık vermesi üzerine Türkiye, İskenderun Sancağını da bağımsızlığına kavuşturmak için girişimlere başlamıştır. Sorun 1937’de Milletler Cemiyetine taşınmış, yapılan anlaşmalar sonucunda İskenderun Sancağı içişlerinde tam bağımsız, dış işlerinde Suriye’ye bağlı ama kendi anayasasıyla yönetilen ayrı bir birim haline getirilmiştir. Sancak yönetimi Suriyelilerin denetiminden arındırılarak doğrudan Fransızların denetimine geçmiştir.
Hitler Almanya’sının Avrupa üzerinde artan tehdidi ve uluslararası koşulların dayatması Fransa’yı Türkiye ile anlaşmaya itmiştir. Fransa ve Türkiye arasında imzalanan anlaşmada halkın kendi parlamentosunu kurma kararı alınmıştır. 1939 yılında diplomasi yoluyla Türkiye’ye katılmıştır. Sancak Türkiye’ye katılınca iki ay içinde yaklaşık 10.000’i Alevilerden, çoğunluğu ise Ermeni ve Ortodokslardan oluşan 50.000 kişi Suriye’ye iltica etmiştir. Türkiye Suriye sınırının kapatılması ile Nusayri Alevilerin Arap Hristiyanların ve Ermenilerin yakınlarının bir kısmı Suriye tarafında kalmıştır. İsteyenlere Suriye’ye taşınma şansı verilmiştir. 1965 sayımına göre Hatay’da 30.000 Arap Sünni, 148072 Nusayri 5000 Ortodoks bulunmaktaydı. Kesin olmamakla birlikte bugün 400.000 Nusayri, 4000 Arap Ortodoks, 1000 civarında Ermeni yaşamaktadır.
2.3. KAVRAMSAL VE KURUMSAL ÇERÇEVE
Kitabın dördüncü bölümü kavramsal ve kuramsal çerçeveye ayrılmıştır. Bu bağlamda etnik kimliklerin kurgulanması, sürdürülmesi ve dönüştürülmesi genel olarak ilkçi (primordialist) durumsalcı (circumstentialist) ve bunları birleştirmeye yönelik sosyal psikolojik yaklaşım, muameleci yaklaşım ve etno-sembolcü yaklaşımdan oluşmaktadır.
İlkçi yaklaşıma göre etnisite doğal, sabit, kan bağı ile gelen değiştirilemez koşullara dayanır. Durumsalcı / araçsalcıetnisite yaklaşım ise etnik grupların ekseriyetle bireylerin ve grupların hayatlarında etnik ve ırksal kimliklerin önemini ve/veya faydasını bir dizi sebeple arttıran ya da azaltan somut sosyal ve tarihi durumların ürünü olduğu fikrine dayanır.
2.4. İŞ YAŞAMINDAKİ İLİŞKİLER
Kitabın beşinci bölümü iş yaşamındaki ilişkileri incelemektedir. Her üç topluluğun da bireyleri ya narenciyecilik ve sebzecilikle uğraşmakta ya da ticarete dayalı meslekler icra etmektedirler. Hristiyanlar genelde geleneksel zanaatlarını sürdürürken Alevilerin bıçakçılık demircilik kasaplık gibi eski mesleklerin yanında uzun yol şoförlüğü su tesisatçılığı kartonpiyercilik gibi yeni mesleklere yöneldikleri görülmektedir. Ermeniler eskiden zanaatlarına dayalı işlerle örneğin taş ustalığı ile uğraşırken artık çarşıda çalışan pek kimse kalmamıştır. Genellikle narenciyecilik ile uğraşmaktadırlar. Diğer topluluklarla meyvelerini satarken, ticaret yaparken karşılaşmaktadırlar. Arap Hristiyan ve Nusayri Alevilerin iş yerlerinin çarşıda içiçe bulunması daha çok iletişim kurmalarına olanak tanımaktadır.
Antakya’da oturan Arap Hristiyan ve Nusayri Aleviler daha çok çarşıda kendi iş yerlerinde çalışırken, Samandağ’dakiler çoğunlukla narenciyecilik ile uğraşmaktadırlar. Fakat bazı meslek dalları geleneksel olarak farklı topluluklar tarafından yürütülmektedir. Örneğin ayakkabıcılık zeytinyağcılık sebze-meyvecilik, kasaplık, fırıncılık, Nusayri aleviler tarafından ; kuyumculuk, duvarcılık, taş yontmacılık ve terzilik daha çok Hristiyanlar tarafından yapılmaktadır. Bu topluluklar arasında zanaat geçişi de söz konusudur. Terzilik, kuyumculuk ve gümüş işlemeciliği diğer topluluklara Hristiyanlar tarafından; iğne oyası, ipek böcekçiliği de Ermeniler tarafından öğretilmiştir. Bu üç topluluk iş yaşamlarında sadece birbirleri ile değil, Hatay’da yaşayan tüm etnik topluluklarla iletişim ve dayanışmaya açıktırlar.
2.5. EVLİLİK İLŞKİLERİ
Altıncı bölümde kitap evlilik ilişkileri ve de yedinci bölümde de gündelik ilişkiler üzerinde durmuştur. Farklı gruplar arasında yapılan evlilikler, gruplar arasındaki sosyal sınırların katılığını gösterir. Topluluklar arasındaki ilişkileri kavrayabilmek için aralarında yapılan evliliklerin oranı önemli bir bilgi kaynağıdır. Topluluklar arası evliliklere ilişkin yaklaşımlar ‘öteki’ yi tanımlamanın da en iyi göstergelerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Nusayri aleviler, Arap Hristiyanlar ve Ermeniler çoğunlukla kendi topluluklarından biriyle evliliği onaylamakta, faka gençler diğer topluluklardan bir kişiyle evlenmekte ısrarcı olurlarsa da onların bu kararına saygı duyacaklarını ifade etmektedirler. Bu konuda her üç topluluk çoğunlukla dışa kapalı bir tutum takınmaktadırlar. Yine de farklı topluluklar arasında gerçekleşen evliliklere eskisi kadar tepki gösterilmemektedir.
Antakya ve Samandağ’da yaşayan Nusayri Alevilerin topluluklar arası evlilikler konusundaki tutumları farklılıklar göstermektedir. Antakya’da yaşayanlar kentte uzun yıllar başkalarıyla bir arada yaşadıkları için bu konuda daha hoşgörülüdürler. Hem Antakya’da hem Samandağ’da Hristiyanlarla içiçe yaşayan Aleviler farklı mahallelerde yaşayanlara göre daha çok ılımlıdırlar. Hristiyanların bu konuda daha hoşgörülü oldukları söylenebilir. Ermeniler evlilikte önceliği kendi topluluklarına vermekte ikinci seçenek olarak dini benzerlikten dolayı Arap Hristiyanları seçmektedirler. Topluluklar arası istenmeyen evlilikler Hatay’da aileler veya topluluklar arasında düşmanlığa, kine neden olmamakta ailelerle çocukları arasında küslükler kısa sürmektedir.
2.6. GÜNDELİK İLİŞKİLER
Yazar bu bölümde Nusayri Alevi, Arap Hristiyan ve Ermeni topluluklarının grup içi ve gruplar arası ilişkilerini, düğün-cenaze ritüellerini, birbirinin törenlerine katılıp katılmadıklarını, boş zamanlarında ne yaptıklarını ve zor anlarında en çok kime güvendiklerini incelemiştir.
Uzun yıllar bir arada yaşamak, bölgenin kültürünü içselleştirmek ve farklı dinlere mensup topluluklara karşı hoşgörülü olmak üç topluluk arasında yakınlık kurulmasını sağlamıştır. Üç topluluktan insanlar çoğunlukla Hatay’ın hoşgörülü havasını soluyan herkesle anlaşabildiklerini, ancak diğer topluluklara saygısı olmayan kişilerle anlaşamadıklarını vurgulamaktadırlar. Tutucu bir tavır sergileyen kişilerle politik ve kültürel uzlaşmazlıklar yaşansa da bu uzlaşmazlık gündelik yaşamda bir sorun yaratmamakta, topluluklar arasında düşmanlığa neden olmamaktadır.
Antakya’da yaşayan Arap Hristiyanların ve Nusayri Alevilerin çok uzun süredir küçük mahallelerde birarada yaşamaları sıcak ilişkiler kurmalarına olanak sağlamıştır. Aile ve evlilik ilişkileri söz konusu olunca biz-öteki ayrımı ve aralarındaki sınırlar keskinleşse de Nusayri alevi, Arap Hristiyan ve ermeni topluluklarının bölge insanının kültürel yapısındaki benzerliğe vurgu yaptıkları ve aralarındaki farklılıkların gündelik yaşamda bir uzaklığa dönüşmediği görülür.
2.7. DİNE BAKIŞ
Kitabın sekizinci bölümü dine bakış üzerinde durmaktadır. Din bütün kültürlerin bir parçası ve gündelik yaşamın bir öğesidir. Din bir yandan bir insan topluluğunun doğaüstü ve kutsal bulduğu şeyleri yorumladığı ve yanıtladığı bir inanç ve pratikler sistemi olarak tanımlanırken, öte yandan kültürel bir boyuta da sahip olduğu belirtilir.
Dinsel ritüeller, Tanrıya tapınma aracı olmanın yanısıra insanların evlilik, doğum ve ölüm deneyimlerinin paylaşarak bir topluluk bilinci kazanmalarına yardımcı olur ve grubu biraraya getirir.(Durkheim, 1965)
Dinin, grupların diğer etnik-dinsel gruplarla ilişkilerini belirleyen önemli bir unsur olduğunu gözönüne alırsak, dinsel ritüeller arasındaki benzerlik ve farklılıkların da grupların birbirlerine yakınlaşmaları ve uzaklaşmalarında nasıl etkili olabileceğini anlarız.
2.7.1. Nusayriler
Nusayrilerin ortaya çıkışı İslam Peygamberinin Mekke'den Medine’ye hicretinden üç yüz yıl sonraya rastlamıştır. Kurucusu 9. Yüzyılda yaşamış Muhammed İbn Nusayr’dır. Muhammed İbn Nusayr 11. İmam Hasan el Askeri’nin Bab’ı, öğretilerini yayan kişidir.
Grubun kurucusu İbn Nusayr olmasına rağmen Nusayriliğin tanınmasını ve yayılmasını sağlayan, Hamdan el Hasibi olmuştur. Hamdan el Hasibi, Nusayr’e ait fikirleri geliştirmiş ve büyük oranda sistemli hale getirmiştir.
Nusayriler inançlarını batın-zahir ikiliği düşüncesine dayanarak ifade etmeleri, ilk Halifenin Hz. Ali olması gerektiğine dair inançları ve Anadolu Alevileri gibi Hz. Ali’yi tanrının yücelttiği, insani değerlerden de üstün değerler taşıyan kozmik, mitolojik bir varlık olarak düşünmeleri, onları Sünni Müslümanlardan ayıran en önemli farklardır.
Tarih boyunca horlanan, inanışlarından dolayı baskı ve aşağılamayla karşılaşan Nusayriler, çok kere yaşadıkları topraklara egemen olan baskıcı Ortodoks inançlı yönetimlere karşı ibadetlerini, törenlerini, geleneklerini gizlilik içinde yürütmüş, sır tutmayı zorunlu ve kutsal saymışlardır. İbadetlerini evlerde ve ziyaretgahlarda gerçekleştirirler.
2.7.2. Arap Hristiyanlar
Hatay’da yaşayan Ortodoks Arap Hristiyanlar dini pratiklerini kilise törenlerine katılmak, düğün ve cenaze törenlerini kilisede yapmak şeklinde tanımlamaktalar. Kilise Vakfının iş ve sorumluluklarını üstlenenler ek olarak cemaatin dayanışmasını güçlendirmeyi de dinsel görev edinmişlerdir.
Hem Antakya’da hem Samandağ’da gençler çoğunlukla Pazar ayinlerine katılmaktadırlar. Bu ayinler dinsel pratikleri öğrenmelerine katkıda bulunmakla birlikte gençleri sosyalleştirmekte ve birbirleriyle bağlarını güçlendirmektedir.
2.7.3. Ermeniler
Ermenilerin etkin bir kilise vakfı bulunmamaktadır. Bu nedenle dayanışmaya dayalı bir örgütlülükte kilisenin etkili olduğu söylenemez. İbadetlerini köylerindeki kilisede hiçbir sorun yaşamadan gerçekleştirdiklerini belirtmektedirler.
Gençler kiliseye yaşlılar kadar sık gitmemekle birlikte dinlerine bağlıdırlar, bayram ayinlerini kaçırmazlar. Gençler dinlerini kilisede verilen eğitimle almaktadırlar.
SONUÇ
Bu kitapta Doğruel Hatay topluluklar arası bazı gerilimleri, uzlaşmazlıkları içinde barındırsa da bunların kavgaya dökülmediği, dökülmemesi için orada yaşayan topluluklarca bilinçli bir çabanın harcandığı bir bölge olduğunun altını çizmektedir. Bu bakımdan, etnisite tartışmaları açısından dikkate değer bir örnek oluşturmaktadır.
Din, milliyet ve gelenek açısından farklı özelliklere sahip olan bu üç topluluk, karşılıklı olarak birbirlerinin varlıklarına saygı duyan, bu doğrultuda sınırlarını esnetebilen topluluklardır. Her üç topluluk da sınır topluluklarıdır. Sınırın öte tarafında yaşayan kimi halklarla ortak kimliklerine ve kültürlerine de sahip çıkmakta, fakat aynı zamanda Türk vatandaşı olarak Türkiye’nin politikalarıyla yakından ilgilenmektedirler. Her topluluk kendi kimliğini diğer topluluklarla ve devletle olan ilişkilerine göre belirlemektedir. Dinleri dışında bu üç topluluğun çoğu kimlik ifadeleri veya tercihleri örtüşmektedir.
Bu üç topluluk modern, açık bir yaşam tarzı sürdürmekte; kız-erkek ayırmadan eğitime ve kadın-erkek eşitliğine önem atfetmektedirler. Her üç topluluk da etnik kökene, dine, milliyete, laik ilişkilere dayalı çok bileşenli, çok kimlikli bir yapıya sahiptir. Söz konusu topluluklar yüzyıllardır aynı coğrafyada bir arada yaşamaktadırlar. Farklı etno-kültürel ve dinsel yapılardan insanların, sosyal ve ekonomik olarak kendine yeten bir toplumda, kimliğini rahatça dışa vurarak, eskiden zaman zaman yaşanan olumsuz gerilimleri büyütmeden, barış içinde bir arada yaşayabildiklerinin ilginç bir örneğini sergileyen Hatay; çok kültürlülük konusunda dikkate değer bir deneyim sunmaktadır.
Kitap Değerlendirmesi: Süleyman Sayar, Mustafa Kemal Üniversitesi Antropoloji bölümünde yüksek lisans öğrencisidir. Aynı zamanda matematik öğretmeni olan Sayar, Ortadoğu Arap Halkları Araştırma Enstitüsü Arap Çalışmaları komisyonu üyesi ve enstitü yazarlarındandır.