İçimiz, dışımız siyasi çekişmelerle, kendi iç kısır kayıkçı kavgalarımızla öyle bir gömülmüşüz ki, ıskaladıklarımızı görmek şöyle dursun, başımızı kaldırıp göğe bakmaya fırsat bulamıyoruz.
Her sabah aynı kavgalara açıyoruz gözümüzü, akşam mesai bitiminde yine aynı tartışmalarnın girdabında buluyoruz kendimizi.
Başka bir hayat, daha âdil bir dünya mümkün olmadığı kadar hayâl dahi edilemez, denmiş ve yasaklanmış sanırsınız bize.
***
Toplumun hatırı sayılır bir kısmı, ülkedeki adaletsizlik hali, hukuk devletinin iflası, yargının siyasallaşması, keyfi tutuklamalar, iktidarın CHP’ye yönelik boğma ve imha planını karşısında ya anlamsız buluyor ya da ikincil önemde görüyor.
Muhalif kesimler ise korkarım, sıkça olduğu gibi, kendi mahallerindeki kabarmayı ülkenin kabarması sanıyor, oyunun diğer kısmına gözlerini kapıyor, kulaklarını tıkıyor.
Muhafazakar kesimde ise bir dönem kültürel haklar, aidiyetler, savaşlar ve fayda nasıl, ekonomik kriz, sosyo-ekonomik veriler ve bireysel çıkarlar karşısında galebe çaldıysa, bugün de benzer bir şey oluyor, kültürel siyasallaşma yerini milliyetçi hassasiyete ve milli duygu siyasetine bırakmış görünüyor.
Bu, Türkiye’nin önündeki büyük paradoksdur.
***
Bedenen anaülkemde olmasamda zihnen orada’yım.
Yine de biraz kenara çekilip uzaktan bakınca, içine hapsolduğumuz kısır döngüden fiziken bile olsa çıkınca, aslında neyi kaçırdığımız daha iyi görünüyor.
İktidar, muhalefet seçmeni fark etmez; hepimiz iç daraltıcı, bunaltıcı bir umutsuzluğun içinde nefessiz boğuluyoruz.