Antakya Emek ve Demokrasi Platformu 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeni ile basın açıklamasında bulundu. Platform adına açıklamayı İHD Hatay Şubesi Eş Başkanı Mürsel Tonguç SALMANOĞLU okudu.
Yapılan açıklamada: Barışı Kalıcı Kılmak, Demokrasiyi ve İnsan Haklarını Güvence Altına Almaktır
1 Eylül Dünya Barış Günü’nü, dünyanın birçok coğrafyasında savaşların, işgallerin, zorunlu göçlerin, ayrımcılığın ve ağır insan hakları ihlallerinin sürdüğü bir dönemde karşılıyoruz.
Gazze, İran ve Suriye’de yaşanan ağır insani yıkım, Ukrayna’da devam eden savaş, Ortadoğu’da süren çatışmalar ve dünyanın farklı bölgelerinde milyonlarca insanın yaşam hakkını tehdit eden şiddet sarmalı, bizlere bir kez daha savaşın insanlık için nasıl ağır sonuçlara yol açtığını göstermektedir.
Bizler açısından barış, yalnızca silahların susması ya da çatışmaların sona ermesi değildir. Barış; yaşam hakkının güvence altında olduğu, özgürlüklerin korunduğu, eşit yurttaşlığın hayata geçirildiği, farklı kimliklerin ve inançların kendisini özgürce ifade edebildiği, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu demokratik bir toplumsal düzenin kurulmasıyla mümkündür.
Bu nedenle barış bir insan hakkıdır.
Türkiye açısından 1 Eylül’ün anlamı ise, onlarca yıldır ağır bedeller ödenmesine neden olan Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yollarla çözümüyle doğrudan bağlantılıdır. Bu yıl geçen yıla nazaran barış konusunda daha umutluyuz.
Türkiye'nin yakın tarihi, Kürt meselesinin güvenlikçi ve inkârcı politikalarla çözülemeyeceğini defalarca göstermiştir. Güvenlikçi politikalar binlerce insanın yaşamını yitirmesine, yerinden edilmelere, köylerin boşaltılmasına, zorla kaybetme ve faili meçhul cinayetlere, işkence ve kötü muameleye, birçok temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yol açmıştır.
İnsan hakları savunucuları olarak yıllardır söylediğimiz gibi, Kürt Meselesinin çözümü; şiddet ve güvenlik politikalarıyla değil; demokrasi, hukuk, eşit yurttaşlık ve insan haklarının bütüncül olarak yaşama geçirilmesiyle mümkündür.
Bugün gelinen aşamada ise barışçıl ve demokratik çözüm konusunda yeni bir fırsat penceresinin açıldığını görüyoruz.
1 Ekim 2024'te başlayan ve sonraki gelişmelerle yeni bir aşamaya ulaşan süreçte silahların bırakılması ve çatışmanın sona erdirilmesine yönelik adımlar atılmış; TBMM bünyesinde kurulan komisyonla birlikte meselenin demokratik ve siyasal zeminde ele alınması yönünde önemli bir imkân ortaya çıkmıştır. Bizler bu süreci, Türkiye'nin onlarca yıllık çatışma tarihinden çıkması ve kalıcı toplumsal barışın inşa edilmesi bakımından son derece önemli görüyoruz.
Ancak silahların susması tek başına barış anlamına gelmez.
Kalıcı barışın sağlanabilmesi için çatışmayı üreten siyasal, hukuki ve toplumsal sorunların çözümü için gerekli yasal ve anayasal adımlar eş zamanlı olarak atılmalıdır. Sürecin önemli aktörü olan Öcalan’ın hapishane koşulları yeniden düzenlenmeli, ev hapsi veya benzer infaz koşulları öngörülerek dış dünya ile görüşme imkanları sağlanmalı ve bu hususlar yasal bir güvenceye bağlanmalıdır. Geri dönen silahlı militanların ve hapishanelerden çıkan kişilerin siyasi faaliyetlere ve sosyal yaşama katılımını kısıtlayan tedbirler sürecin ruhuna aykırı uygulamalardır, kaldırılmalıdır. Silahsızlanma ve demokratik yaşama dönüş sürecinin kapsamlı hukuki düzenlemelerle güvence altına alınması, süreçte yer alan aktörlerin güvenliğinin sağlanması ve demokratik siyasetin önünün açılması zorunludur.
Bu nedenle TBMM'ye önemli sorumluluklar düşmektedir. Meclis, barış sürecinin ihtiyaç duyduğu hukuki düzenlemeleri gecikmeden gerçekleştirmeli; sürecin kişilere, hükümetlere veya dönemsel siyasi tercihlere bağlı olmaktan çıkarılarak kalıcı ve kurumsal güvencelere kavuşturulmasını sağlamalıdır. TBMM’de kabul edilen Çerçeve Yasa’yı, eksikliklerine rağmen barış sürecinin hukuki zemininin oluşturulması bakımından önemli bir adım olarak değerlendiriyor; ancak kalıcı barış için yasanın kapsamının insan hakları ve demokratik çözüm perspektifiyle güçlendirilmesi ve genişletilmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
Kürt meselesinin demokratik çözümü; ifade özgürlüğünün, örgütlenme özgürlüğünün, toplantı ve gösteri hakkının, seçme ve seçilme hakkının ve demokratik siyasetin güvence altına alınmasını gerektirir. AİHM ve AYM kararlarının ayrımsız ve tereddütsüz bir şekilde uygulanmalı, süreçten bağımsız olarak temel bir insan hakkı olarak mahpusların umut hakkı konusunda yasal düzenleme yapılmalıdır.
Yerel yönetimlere yönelik kayyım uygulamalarına son verilmesi, seçilmişlerin görevlerini özgürce yapabilmelerinin sağlanması, siyasi saiklerle gerçekleştirilen yargılamaların sona erdirilmesi ve siyasal tutuklulukların ortadan kaldırılması da barışın temel koşulları arasındadır.
Aynı şekilde geçmişle yüzleşmeden, hakikat ve adalet mekanizmalarını kurmadan kalıcı bir barışın mümkün olmayacağını biliyoruz.
Barış, geçmişi unutmak değil; geçmişte yaşanan acılarla yüzleşerek bir daha aynı acıların yaşanmayacağı bir gelecek kurmaktır. Bu bağlamda zorla kaybetmeler, faili meçhul cinayetler ve sivillere yönelik cinayetler konusunda hakikat ortaya çıkarılmalı, mağdurların adalete erişimi sağlanmalı, cezasızlık politikalarına son verilmelidir.
Bu süreç yalnızca siyasal aktörlerin arasında değil, toplumun bütün kesimlerinin katılımına olanak sağlayacak şekilde kurgulandığında başarıya ulaşacaktır. Bunun için kadınların, gençlerin, emekçilerin, mağdurların, sivil toplum örgütlerinin, insan hakları savunucularının, akademisyenlerin, meslek örgütlerinin ve toplumun farklı kesimlerinin karar alma süreçlerine etkin biçimde katılması gerekmektedir.
Özellikle çatışmalardan en fazla etkilenen kadınların ve gençlerin barışın öznesi olarak sürece katılması, barışın toplumsallaşması açısından yaşamsal önemdedir.
Barışın toplumsallaşabilmesi için siyasetin dili de değişmelidir. Tehdit, düşmanlaştırma, nefret ve kutuplaştırma dili yerine; diyalog, müzakere, empati ve demokratik siyaset dili hâkim kılınmalıdır.
Siyasi iktidarın Kürt meselesinin çözümünü bölgesel gelişmelere veya başka ülkelerdeki gelişmelere endekslemeden, kendi yurttaşlarının haklarını esas alan bağımsız bir demokratik çözüm iradesi ortaya koyması gerekmektedir. Barış sürecinin bölgesel gelişmelere endekslenmesinin süreci zayıflattığını gözlemlemekteyiz.
Buradan bütün siyasi aktörlere çağrımızdır:
Barış sürecini seçim hesaplarının, günlük siyasi tartışmaların ve güvenlikçi reflekslerin dışında tutun.
Barışın hukukunu tüm toplumla birlikte kurun.
Silahsızlanma sürecini demokratikleşme ve insan hakları reformlarıyla tamamlayın.
Kürt meselesinin çözümünü demokratik siyasetin ve eşit yurttaşlığın güçlendirilmesi temelinde ele alın.
Toplumun bütün kesimlerinin sürece katılımını sağlayın.
Geçmişin acılarıyla yüzleşmekten ve hakikatle buluşmaktan kaçınmayın.
İnsan hakları savunucuları olarak Türkiye'nin çatışma ve şiddet döngüsünden çıkarak demokratik ve barışçıl bir geleceğe yönelmesinin mümkün olduğuna inanıyoruz. Bunun için atılacak her demokratik adımı desteklemeye, sürecin eksiklerini ve insan hakları ihlallerini izlemeye, barış hakkını savunmaya devam edeceğiz.
Çünkü biliyoruz ki: Barış ertelenemez bir insan hakkıdır.
Kalıcı barışın yolu demokrasiden, adaletten, eşitlikten ve özgürlükten geçer.
Bu 1 Eylül'de çağrımızı bir kez daha yineliyoruz:
Savaşsız, sömürüsüz, ayrımcılığın olmadığı; herkesin eşit, özgür ve onurlu bir yaşam sürdüğü demokratik bir Türkiye için barış ve demokratikleşmede ısrar ediyoruz.
Hatay’da 6 Şubat depremlerinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen eğitimden sağlığa, barınmadan ulaşıma kadar yaşamın hemen her alanında ciddi sorunlar devam etmektedir. Çocukların nitelikli ve güvenli eğitime erişimi, yurttaşların sağlık hizmetlerine ulaşımı, güvenli ve sağlıklı barınma hakkı ile ulaşım ve altyapı sorunları hâlâ çözülebilmiş değildir. Depremin yarattığı yıkımın toplumsal sonuçları giderilmediği gibi, özellikle kırılgan grupların haklara erişiminde yaşanan eşitsizlikler derinleşmektedir. Hatay halkının temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması, yaşam koşullarının insan onuruna yaraşır biçimde iyileştirilmesi ve yeniden inşa sürecinin şeffaf, katılımcı ve hak temelli bir anlayışla yürütülmesi acil bir zorunluluktur.
Kemal Öztürk’ün Nusayrileri/Arap Alevileri hedef alan ve katliamı meşrulaştıran ifadelerini kabul etmiyoruz. Bir inanç ve kimlik grubunu hedef gösteren bu nefret söylemi, toplumsal barış ve birlikte yaşam hakkına açıkça tehdit oluşturmaktadır.
Bizler nefret söylemini ve her türlü ayrımcılığı kınıyor; yetkili makamları söz konusu ifadeler hakkında derhal etkili bir soruşturma yürütmeye çağırıyoruz. Kimliği ve inancı ne olursa olsun herkesin yaşam hakkının ve eşitliğinin yanında olmaya devam edeceğiz.
Yaşasın barış! 1 Eylül Dünya Barış Günü kutlu olsun.
Antakya Emek ve Demokrasi Platformu Adına
İnsan Hakları Derneği Hatay Şubesi Eş başkanı
Mürsel Tonguç SALMANOĞLU














