Dünya öyle bir yerden geçiyor ki, sevinç artık insanın içine kendiliğinden düşen bir duygu değil…
Sanki yolu kapanmış gibi.
İçeri girmek istiyor ama eşiğinde birikmiş acılara çarpıyor, bir şekilde içeri sızsa bile kalacak yer bulamıyor kendine.
Ufuk aydınlık değil.
Özellikle bizim coğrafyamızda hiç değil.
Bir yerlerde masum insanlar durmaksızın öldürülüyor; çocukların sınıfları birkaç dakikada enkaza, o enkaz da sessiz mezarlara dönüşüyor.
Bütün bunlar kader değil; soğukkanlı tercihler, hesaplanmış kararlar.
Gücün sarhoşluğuyla tepinirken geride kalan hayatları umursamayan büyük aktörler…
Kendi gücünü büyütmek için milyonların hayatını hiç eden iktidar sahipleri…
Küresel söz söyleyen ama insana dair hiçbir söz taşımayan o soğuk ve hastalıklı akıllar…
Düpedüz haydutlaşmış, gücü eline geçirmiş vahşi iradeler.
Filler tepinirken karıncaların ezildiği bir düzen.
İnsanın bütün bu karanlığa rağmen bir araya gelmeyi seçtiği, bir lokmayı bölüştüğü, birbirine dokunmaktan vazgeçmediği zamanlar için…
Yani bayram, kaçtığımız bir şey değil; tutunduğumuz bir ihtimal.
Belki de bugün, o ihtimale her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.