“Şiddetle savaşmak ancak dolaylı olarak, şiddet kullanmaya ihtiyaç duymayacak insanlar yetiştirmekle olur. Şiddetin hastalık belirtisi olduğunu söylemek, önemli ölçüde doğru olsa da kolay bir cevaptır. Şiddet eylemde sınır tanımamanın en çarpıcı görünümüdür. Korkunun, bencilliğin, gururun en direkt tepkisidir. Etik cehaletin belirtisi olarak da düşünülebilir. Şiddet ancak insanlarda görülür. Şiddet hayvansal yanımızla ilgilidir. Ama hayvanların yaptıkları şiddet değildir. Onlar belirli uyarıcılara cevap veriyorlar. Şiddet dediğimiz şey insanlara özgüdür.”
İoanni Kuçuradi, Ahlak, Etik ve Etikler
İçten içe kanayan yara kendini acı bir şekilde dışa vurdu. Yıllardır toplumsal bir sorun haline gelen şiddet, okullara kadar indi.
Çok öfkeliyiz. Bunca adaletsizlik, şiddet ve baskı karşısında öfkesini şiddete dönüştürmemeyi başaran insanlarız. Anayasal haklar ve insanlık onuru çerçevesinde bir savunma hattı örüyoruz. Haklı kere haklıyız.
Her şeyin sorumlusu bu sistem. Binlerce şema çiz, herkesi suçlaya suçlaya oklarla birbirine bağla, son ok yine rejimi gösterir.
***
“Çocuklar, kadınlar, insanlar ölürken neredeydiniz?”
Bu soru, son yıllarda Türkiye’de yaşanan her büyük felaketin ardından tekrar tekrar sorulan bir hesaplaşma cümlesine dönüştü. Yalnızca bir öfke ifadesi değil; aynı zamanda siyasal, toplumsal ve kurumsal bir çöküşün özeti. Kadın cinayetlerinden okul saldırılarına (AKP rejimi döneminde 10 binden fazla kadın katedildi; bu ülkede eğer 1 milyon çocuk okula gidemiyorsa, 750 bin çocuk çocuk işçisiyse, 600 bin çocuk bir yılda eğer çocuk istismarı, çocuk travması, cocuk şiddeti ve ne derseniz, suça sürüklenmiş dosyası oluşturuluyorsa ; Somada 301 maden işçisi, depremde 53 bin insan, Karalkaya’da 36’sı çocuk 78 kişi öldü), bu kadar uzanan geniş bir tabloda, sorunun muhatabı da her geçen gün daha netleşiyor.
Son olarak Şanlıurfa (1 ölü, 16 yaralı) ve Kahramanmaraş’ta (biri öğretmen 10 ölü, 4’ü ağır 13 yaralı) yaşanan saldırılar, bu tür olayların yalnızca bireysel suçlar olarak ele alınamayacağını herkese gösterdi.
**
Yıllardır toplumsal bir sorun haline gelen şiddet, okullara kadar indi. Şiddet iklimi çocukları dahi içine alıp genişlerken zayıflayan toplumsal reflekslerimiz tehlikenin büyümesini engelleyemedi. Okuldan televizyona, aileden yakın çevreye kadar her yerde şu ya da bu biçimiyle var olan şiddet iklimi çocukların zihin dünyasını şekillendirir oldu.
Yoksulluk, geleceksizlik ve şiddet sarmalında yetişen çocuklar çeşitli olaylarla gündeme geldiğinde; çocukların niye böyle bir yönelime girdiğini tartışmak yerine yarayı gözlerden gizleyecek söylemler gündeme sokuldu. Çocukları bu sarmaldan çıkarmanın yollarını tartışmak yerine sağ bir refleksle ayrımcılık derinleştirildi.
***
Gerçekten de “Aile Yılı” ilan edilen bir dönemde, en çok çocukların, en çok kadınların yaşamını yitirmesi; açıklanan politikaların, verilen sözlerin nasıl karşılıksız kaldığını bir kez daha gösteriyor.
Biraz da şapkamızı önümüze koyup düşünme zamanı. Çünkü yaşananlarda şu ya da bu şekilde hepimizin payı var. Anlatmak istediğimi Nazım usta çok güzel anlatmış. Ben de onunla bitireyim.
"Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin, — demeğe de dilim varmıyor ama — kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!"