Yaşam
Giriş Tarihi : 25-11-2025 22:48

ANTAKYA’DA KADINLAR YÜRÜDÜ: ŞİDDET SON BULSUN, KADINLAR YAŞASIN

Yaşasın kadın dayanışması! Jin, jiyan, azadî! Kadın yaşam özgürlük! Mara hayat hürriya! Gitmiyoruz, buradayız — MA RIHNA NIHNA HON!

ANTAKYA’DA KADINLAR YÜRÜDÜ: ŞİDDET SON BULSUN, KADINLAR YAŞASIN

25 Kasım. Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü. Antakya Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu Defne’de kadınlar yürüdü. Günler öncesi yapılan yürüyüş çağrısına yüzlerce kadın katıldı. Defne İlçesi Harbiye yolunda bulunan Yaman Otel yanından başlayan yürüyüş Sümerler mahallesi Selim Nevzat Şahin Anadolu Lisesi önüne kadar sürdü. Burada atılan sloganlar ve yapılan konuşmalarla son buldu.

25 Kasım 1960'ta Dominik Cumhuriyeti'nde Mirabel Kardeşler, diktatörlüğe karşı yürüttükleri mücadele nedeniyle katledildiler. 25 Kasım, onların anısına Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü ilan edildi. Bugün bir araya gelişimiz yalnızca bir anma değil; patriyarkal sisteme, kapitalist sömürüye ve savaş politikalarının kadın bedenleri üzerindeki yıkımına karşı yükselttiğimiz bir isyan ve direniş çağrısıdır.
Dünyanın dört bir yanında kadınlar erkek egemen sisteme karşı mücadele ediyor. Bizler de buradan, Antakya'dan, kadın mücadelesinin ve dayanışmasının sesini yükseltiyor ve bir kez daha haykırıyoruz:
“Şiddet son bulsun, kadınlar yaşasın!”
Türkiye'de kadına yönelik şiddet artık sistematik bir katliam haline gelmiş durumda.
2025'in ilk altı ayında erkekler tarafından 136 kadın öldürüldü, 145 kadın ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Biz biliyoruz ki:
“Şüpheli ölüm yoktur; etkin yürütülmeyen soruşturma vardır.”
Her on kadından biri psikolojik, her üç kadından biri fiziksel şiddete maruz kalıyor.
Rojin Kabaiş'in kayboluşundan günler sonra bedeninde bulunan darp izlerine ve DNA örneklerine rağmen dosyanın kapatılması, Gülistan Doku'nun yıllardır bulunamaması, Şule Çet'in katilinin açık cezaevine geçirilmesi, Ayşe Tokyaz'ın katilinin cezasızlık rahatlığı… Tüm bunlar siyasi iktidarın sürdürdüğü cezasızlık politikasının sonucudur. Failler korunurken, mağdurlar suçlanıyor; kadın cinayetleri yalnızca istatistiksel bir veriye indirgeniyor.
Şiddet yalnızca evde değil, iş yerinde de kadınları öldürüyor.
Kocaeli Dilovası'ndaki parfüm fabrikası yangınında, ihmaller zinciri nedeniyle 7 kadın işçi hayatını kaybetti. Aralarında 15–17 yaşındaki çocukların da bulunduğu bu fabrikada, işçiler yangın tesisatı olmadan, güvensiz koşullarda çalıştırıldı. Bu olay, kadın işçilerin maruz kaldığı ekonomik şiddetin ve çocuk emeği sömürüsünün en acı örneklerinden biridir. Kadınlar düşük ücretlerle, güvencesiz koşullarda çalıştırılıyor ve adeta ölüme mahkûm ediliyor.
Biz biliyoruz ki kadına yönelik şiddet münferit değil, politiktir.
Kadınlara yönelik şiddetle mücadelede kararlı olduğunu iddia eden iktidar; şiddeti, tacizi, kadın cinayetlerini önleyecek mekanizmaları işletmiyor; mevcut yasaları uygulamıyor. Üstelik toplumsal cinsiyet kavramını düşmanlaştırıyor; kadın ve LGBTİ+ örgütlerini hedef alıyor; nefret söylemiyle LGBTİ+'lara yönelik saldırıları adeta teşvik ediyor. Trans bireylerin sağlık hizmetlerine erişimi engelleniyor; hedef gösteriliyor; korunmadıkları için hayatlarını kaybediyorlar Yasalarla, hutbelerle, söylemlerle yaşam biçimlerimiz, kıyafetlerimiz ve haklarımız hedef alınıyor. Kadınların yüzde 70'inin evinde öldürüldüğü gerçeğine rağmen bizler aile içinde görünmez kılınmaya çalışılıyor; çocuk, hasta, engelli ve yaşlı bakımının tüm yükü kadına yükleniyor. Kadınlar esnek, güvencesiz çalışmaya zorlanıyor; kreşler, bakım merkezleri açılmıyor; sağlık hizmetleri erişilemez hale getiriliyor; yoksulluğun yükü kadınların omuzlarına yıkılıyor. Depremde olduğu gibi, dar alanlarda geniş aileye hizmet etmemiz bekleniyor; kadın emeğiyle yoksulluğun üzeri örtülmeye çalışılıyor.
“Aile yılı” adı altında tek tip yaşam dayatılıyor; kadınlar cinsel obje, doğuran-bakan bir hizmetçi haline getirilmeye, kamusal alanın dışına itilmeye çalışılıyor. Karar alma mekanizmalarından uzaklaştırılıyoruz.
Ama tıpkı yıkılan kentimizde bedenimizi, toprağımızı ve birbirimizi korumak için nasıl mücadele ettiysek; yaşamımızı, kentlerimizi, geleceğimizi de kendi ellerimizle kuracağız. Bizi güvensiz koşullara mahkûm eden, kayıplarımızın üzerine toprak kaybı ekleyen, ortak yaşam kültürümüzü bozmaya çalışan egemenleri unutmayacağız, affetmeyeceğiz.
Gitmiyoruz, buradayız — MA RIHNA NIHNA HON!
Bu topraklarda yıllardır savaşın en ağır bedelini ödeyen Kürt anneleri “Bir daha evlatlarımızı toprağa vermeyeceğiz!” diye haykırıyor. Çocuklarının kemiklerini ararken bile gözaltına alınan, coplanan, hapsedilen Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri, Roboski Anneleri… Onlar barış istiyor, silahlar sussun istiyor.
Biz kadınlar bugün, barış isteyen tüm annelerin sesini duyurmak için alanlardayız. Çünkü biliyoruz ki savaşın sonuçlarını en ağır şekilde kadınlar yaşar: yoksulluk, göç, ölüm, kayıp, tecavüz, kaçırılma… Bu yüzden kadınlar olarak demokratik, barış içinde bir ülkede bir arada yaşam talebinde ısrarcıyız.
Şiddet sınır tanımıyor. Suriye'de Arap Alevi kadınlar ve kız çocukları, HTŞ ve cihatçı çeteler tarafından kaçırılıyor, zorla evlendiriliyor, tecavüze uğruyor, köleleştiriliyor. 12 binden fazla Alevi kadın bu barbarlığa maruz kaldı ve bu vahşet ne yazık ki devam ediyor. Savaşın cinsiyetçi yüzü kadın bedenini ganimet olarak görüyor.
Savaş da şiddet de kapitalist ve ataerkil politikaların ürünüdür.
Biz kadınlar ve LGBTİ+'lar; onurlu, eşit, özgür ve barış içinde bir yaşamı savunuyor, bu yaşamı ilmek ilmek örmek için tüm gücümüzle mücadeleyi sürdürüyoruz.
Kadınlara ve LGBTİ+'lara yönelik şiddetin temel nedeninin eşitsizlik olduğunu biliyoruz. Evde, işte, sokakta, yaşamın her alanında eşitliğin sağlanması için Türkiye'nin imzacısı olduğu tüm uluslararası sözleşmelerin uygulanmasını; İstanbul Sözleşmesi'nin yeniden hayata geçirilmesini ve 6284 sayılı yasanın etkin şekilde uygulanmasını istiyoruz.
Haklarımız için mücadele edeceğiz; cezasızlığa karşı savaşacak, katillerden ve onları koruyanlardan hesap soracağız!
Sokakları, fabrikaları, evleri, sınırları özgürleştireceğiz.
Rojin'ler için, fabrikada yanan kadın işçiler için, Suriye'deki Alevi kadınlar için, barış isteyen tüm anneler için sokaklardayız. Mücadelemiz, bu ülkede ve dünyada kadın katliamları son bulana; özgür, eşit ve ötekisiz bir dünya kurulana dek sürecek.
Biz kadınlar birlikte güçlüyüz. Kadın dayanışması yaşatır!
Yaşasın kadın dayanışması!
Jin, jiyan, azadî!
Kadın yaşam özgürlük!
Mara hayat hürriya!
                                                                        

ABBAS GÜLDİKERABBAS GÜLDİKER