Ekonomi
Giriş Tarihi : 12-11-2025 20:52

Bakanlık Bütçesi Yetersiz: Hak Temelli Değildir.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı 2026 Bütçesi Yetersiz ve Sosyal Hizmet Anlayışından Uzak

Bakanlık Bütçesi Yetersiz: Hak Temelli Değildir.

    SES basın açıklaması yaptı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı 2026 Bütçesinin yetersizliğini ve sosyal hizmet anlayışından uzak olduğu tesbitini yaptı. 
    SES Hatay Şube Hukuk Sekreteri Zeynep Kırıkkaya, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2026 yılı bütçesini değerlendirerek sosyal hizmetler alanındaki eksikliklere dikkat çekti. Kırıkkaya, bütçenin hak temelli sosyal hizmet anlayışından uzak olduğunu ve toplumsal cinsiyet eşitliği, çocuk, yaşlı ve engelli hakları gibi kritik alanlarda yetersiz kaldığını vurguladı. Sosyal hizmetler bütçesi daraldı diyen Kırıkkaya şu değerlendirmelerde bulundu.
GENEL DEĞERLENDİRME:
    Türkiye 'de 2024–2026 dönemi, ekonomik dalgalanmaların, yüksek enflasyonun, gelir eşitsizliğinin ve sosyal refah göstergelerindeki gerilemenin yoğun olduğu bir süreç olmuştur. Ülke genelinde yüksek enflasyon oranları, yanlış ekonomik ve siyasal yönetim süreçleri neticesinde artmış ve bu durum yurttaşların çoğunu ekonomik ve sosyal açıdan olumsuz etkilenerek krizin çok yönlü derinleşmesine neden olmuştur. Tüm bu ekonomik ve sosyal baskılar neticesinde derinleşerek büyüyen çoklu toplumsal buhranların varlığında sosyal hizmetlere duyulan ihtiyaç artmış; ancak buna karşın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın bütçesi reel olarak daralmış ve kamusal hizmetlerin niteliği zayıflamıştır.
    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçesi 2022 yılında merkezi bütçenin yüzde 3.77'sini oluştururken
2023 yılında merkezi bütçenin yüzde 3.35'ini, 2024 yılında merkezi bütçenin yüzde 2.8'ini oluşturdu;
2025 yılında bu oran yüzde 2.5'e düştü. 2026 yılında bu oran tekrar yüzde 2.8'e yükseldi. 2027 yılında ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bütçesinin merkezi bütçeye oranının yüzde 4.28'e çıkarılması ve bakanlık bütçesinin 2025'e göre yüzde 72 artışı öngörülmüş olmasına rağmen Bakanlık bütçesinin toplumsal ihtiyaçlara yanıt verme gücü zayıfladığı; başta çocuklar, kadınlar, yaşlılar, engelliler ve göçmenler olmak üzere özel önlemlerle desteklenmesi gereken grupların kamusal korumadan yeterince yararlanamaz hâle geldiği gözlenmiştir. 
    Tüm siyasi hesapların üzerinde tutulması gereken sosyal hizmetlerin Sosyal Adalet temelinde yürütülmesi ve Toplumsal Barış'a katkı sunması esastır. Sosyal devlet anlayışı ile siyasi hesaplardan arındırılmış politika merkezli ve kamucu sosyal hizmet anlayışı toplumsal sözleşmenin mutlak gerekliliğidir. Bu bağlamda değerlendirildiğinde; mevcut sosyal hizmetlerin bahis edilen değerlerden ve perspektiften oldukça uzak olduğu görülmektedir.
ENGELLİ VE YAŞLI HİZMETLERİ
    Türkiye'de 2026 yılı itibarıyla nüfusun yaklaşık %12'si özel gereksinimli, %10'u ise yaşlı bireylerden oluşmaktadır. Buna rağmen bütçeden bu iki kesime ayrılan pay artmamış, hizmetlerin niteliğinde ciddi sorunlar tespit edilmiştir. Engelli bireyler açısından  erişilebilirlik projeleri ve kamusal destekler 2024–2026 arasında oldukça yavaşlamış olmakla birlikte bütçede engelli hizmetleri için ayrılan kaynağın büyük bölümü sosyal yardım niteliğinde nakdi ödemelere yönlendirilmiştir.
Sendikamız bu alanda şu reformları önermektedir:
1. Her ilde 'Engelsiz Kent Eylem Planı' hazırlanmalı ve bağımsız bir bütçe ile desteklenmelidir. 
2. Kamu huzurevlerinin kapasitesi ileri yaş nüfus yaşamdan beklenen süre dikkate alınarak yeterli hale getirilmelidir.
3. Özel kuruluşlara verilen teşvik ve kaynaklar sonlandırılmalı. Kamu adına özel sektörün faaliyet göstermesinin önüne geçilmelidir. Özele aktarılan kaynaklar kamuya aktarılmalıdır. 4. Engelli bireylerin istihdama katılımı için hem destek hem yaptırım mekanizmaları uygulanmalıdır.
TOPLUMSAL CİNSİYET VE KADIN POLİTİKALARI
    Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre 2024 yılında 394 kadın cinayeti ve 258 şüpheli kadın ölümü yaşanmıştır. Kadına yönelik bütçe, 2024 yılından 2026 yılına kadar gerileyen tek sosyal politika alanlarından biri olmuştur. Toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımını bütçe metinlerinden tamamen çıkaran anlayış, kadınların korunması ve güçlenmesi yerine aile temelli politikaları önceleyen bir çizgide ilerlemiştir. Kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmaları yetersiz kalmış; ŞÖNİM'lerin sayısı sabit tutulmuş, sığınma evi kapasitesi artırılmamıştır. Kadın cinayetlerinde yıllara göre artış yaşanırken, koruma tedbirlerinin uygulanmasındaki aksaklıklar giderilmemiştir.
    Eşitliği düstur edilmesi gereken, ayrımcılığı yok etme hedefiyle çalışmalarını sürdürmesi gereken Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bunun tam aksine “Aile yılı” söylemi LGBTİ düşmanlığı ile birlikte devam etmiştir. Kadınların, çocukların, gençlerin, engellilerin, yaşlıların sorunları yerine Bakanlık nefret tohumları ekmeye zemin hazırladı.
Sendikamız, kadın politikalarında şu yapıcı önerileri sunmaktadır:
*    Kadınlar için bağımsız bir bütçe kalemi oluşturulmalı,
*    ŞÖNİM ve sığınma evi sayısı nüfusa göre yeniden düzenlenmeli,
*    6284 sayılı yasa bütün hükümleriyle etkin biçimde uygulanmalı,
*    İstanbul sözleşmesi bütünlüklü olarak yeniden kabul edilmelidir. 
      *    Kadın odaklı politikalar aile temelli yaklaşıma sıkıştırılmamalıdır.
ÇOCUK HİZMETLERİ VE KORUNMA
    Çocuk nüfusunun %26 olduğu ülkemizde çocuklara ayrılan bütçe %8'in altında kalmıştır. Çocuk koruma sisteminde personel yetersizliği, kurumların fiziksel yapılarının eskimesi, uzman desteğine erişimde güçlükler ve artan ihmal–istismar vakaları dikkat çekmektedir.
Son iki yılda çocuk evi sayısında artış yapılmamış; koruyucu aile sistemi yaygınlaştırılamamıştır. Çocukların kültürel kimlikleri, anadili ve aidiyet alanları desteklenmemiş; pedagojik ilkelere aykırı uygulamalar rapor edilmiştir. Bakanlığın çok ağır ihmal koşullarında bile olsa korunma ve bakım ihtiyacı içerisinde olan çocukları kurum bakımına almamak için sosyal hizmet etiğine sığmayan vaka yönetim süreçleri uyguladığı da rapor edilmektedir.
Sendikamız, çocuk merkezli bir sosyal hizmet sistemi için:
*    Her ilde Çocuk Hakları İzleme Birimi kurulmasını, bu birime kentteki sivil toplum örgütlerinden temsilcilerin de bulunmasını, birimin denetim ve yaptırım önerisi yetkilerine haiz olmasını, 
*    Kurum bakımının niteliğinin her yönü ile artırılmasını,
*    Personel sayısının en az bilimsel kriterler ve ihtiyaçlar gözetilerek arttırılmasını,
*    Çocuğa yönelik hizmetlerde özel kuruluşlara bağımlılığın tümüyle ortadan kaldırılmasını.
SOSYAL YARDIM POLİTİKALARI
Dikkat çekici ama şaşırtmayan bir biçimde her dönemin en hızlı büyüyen bütçe kalemi sosyal yardımlar olmuştur. Bu artış, görünüşte sosyal politika genişlemesi olarak yorumlansa da aslında yapısal bir yoksulluk döngüsünün göstergesidir. Yardımların çoğu nakdi transfer şeklindedir ve bu durum bireyleri kalıcı olarak güçlendirmemekte; bağımlılık ilişkilerini pekiştirmektedir. Sosyal yardım alan nüfusun önemli kısmı kadınlardan oluşmakta; bu durum kadın emeğinin görünmez olmasına ve ekonomik bağımlılığa neden olmaktadır. Yoksulluk ve açlık sınırı rakamlarına bakıldığında da; Türkiye'de mutlu azınlığın dışında kalan çoğunluğun insani değerlere yaraşmayacak koşullara mahkum edildiği aşikardır. Yoksulluk gibi acımasız sosyal yıkım canavarının halka karşı kullanımı ve bunun siyasi hesaplarla yapılması kelimenin tam anlamıyla ahlaki değer yoksunluğudur. Bizler bu gayrı ahlaki tutumu kabul etmiyoruz.
ÖNERİLERİMİZ:
*    Sosyal yardımlarda şeffaf veri sistemi oluşturulmalı, 
*    Yardım alan kişilere istihdam programları sunulmalı,
Yardım mekanizmaları siyasi bağımlılığa değil sosyal haklara dayanmalıdır.
    SONUÇ OLARAK;
    Uzun yıllardır sosyal hizmetlerde ana kalemin giderek artan şekilde bu biçimde kurulan bir sosyal yardımdan oluşması da temel itirazlarımızdan birini oluşturuyor. Sosyal yardımların düzenli olarak artması ihtiyaç sahiplerinin sosyal hizmet, istihdam, eğitim, sağlık gibi en temel hizmetlere erişimini artırmayı hedefleyen etkin politikaların olmamasının sonucudur. Uygulanan ekonomik politikalarla; yoksullaştırılan halka, iş olanağı yaratacak politikalar yerine bağımlılık ilişkisini güçlendiren yardım politikalarının esas alındığını göstermektedir. Oysa yardım esaslı değil hak temelli sosyal hizmetlerin sunulması gerekmektedir.
GENEL TALEPLERİMİZ
1- Bütçe, sivil toplum ve emek örgütlerinin de katılımı ile yapılmalıdır. Bütçe yapım süreci demokratik ve şeffaf olmalıdır.
2- Sosyal hizmetler hak temelli sunulmalı ve iktidar ile sosyal hizmetler arasında ki tahakküm ilişkisi veya yeniden üretici bir ilişki kurulmaması sağlanmalıdır. 
3- Türkiye'nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi temel alınarak iç mevzuatın ve uygulamaların düzenlenmesi, bazı maddelerdeki çekincelerin derhal kaldırılması sağlanmalıdır. 
4-Sosyal Hizmet alanlarındaki politikalar, sorunları çözmeye odaklı, iktidarın siyasi çıkarlarından arındırılmış ve kapsamlı olmalıdır. Bu alanda yapılacak planlamalarda ekonomik tasarruf ya da kesinti düşünülmemeli, ihtiyaca göre bütçe ayrılmalıdır.
5- Sosyal yardımlarda bir bağımlılık ilişkisi yaratma, rant ve siyasi çıkar hedefi kaldırılmalıdır. Yardım alan vatandaşlara şantaj tehdit gibi söylem ve uygulamalardan vazgeçilmelidir.
6- Bütçe; salgın, deprem, sel gibi olağanüstü dönemler göz önünden alınarak hesaplanmalı, ekonomik krizleri, yoksulluğu önleyici tedbirler alınmalıdır.
7- Ülkemizde bulunan göçmen, mülteci ve sığınmacılara yönelik ayrıca sosyal politikalar geliştirilmeli ve daha insani yaşam koşullarını sağlayacak şekilde yeterli bütçe ayrılmalıdır
İŞKOLU EMEKÇİLERİ İÇİN TALEPLERİMİZ
1- İşkolundaki tüm emekçiler için emekliliğe yansıyan yoksulluk sınırı üzerinde temel ücret olmalı, eğitim durumu, hizmet yılı, yapılan işin niteliği, riski, sosyal hizmet tazminatı vb. kriterler eklenerek giydirilmiş ücretler belirlenmelidir.
2- Ağır engelli, çocuk ve yaşlılara hizmet veren yatılı kurumlarda çalışanların ek ödeme oranlarına ilave puan artışı yapılmalı. Benzer koşullarda ve risk altında kadınlara hizmet veren yatılı kurumlarında aynı oranda puan artışından yararlanmaları sağlanmalıdır.
3- Meslek çalışanları mesleklerin sorumluluk alanları ve sınırları çerçevesinde tanımlanmalı, çalışanlara keyfi ve görevleri dışında işlerin yaptırılması engellenmelidir.
4- İcap nöbetleri ve danışmanlık tedbirleri için ödenen ücretler yapılan işin ve çalışanların emeğini karşılayacak şekilde artırılmalıdır.
5- Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavlarında mülakat kaldırılmalıdır.
6- Sosyal Hizmetler risk ve tehdidin yüksek olduğu çalışma alanları olduğundan, sosyal incelemeler, evde hizmet verilmesi gereken durumlar, güvenlik riski olanlara yönelik kurumlarda yapılan çalışmalar sırasında çalışanlara yönelik tehlike ve risklere karşı iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri alınmalıdır

ABBAS GÜLDİKERABBAS GÜLDİKER