"En kötü barış, en hakIı savaştan daha iyidir”
(Cicero)
Bahçeli istedi. Öcalan yazdı. Ahmet Türk Okudu.
Türkiye’de AKP-MHP hükümeti istediği her şeyi, istediği zaman muhalefetin gözünün içine bakarak yapıyor. Muhalefet ise tam kış uykusunda. Son günlerde uygulanan politikalar tam “tavşan kaç, tazı tut” misali
Erdoğan bir kez daha seçilebilmek için muhalefeti param parça etmiş durumda. Bir taraftan milletvekilleri transfer ediyor, diğer yandan “barış süreci” diyerek DEM’i ülkenin hiç bir sorunu ile ilgilenemeyecek duruma sokuyor.
Abdullah Öcalan’nın mesajını görevden aldığı, yerine kayyım atadığı Ahmet Türk’e okutuyor. Buna tam bir bilgelik-ustalık demek gerek. Öcalan tarihsel görevini yerine getirmiş görülüyor. Bu durum sanırız Öcalan uluslararası güçler tarafından Türkiye’ye teslim edildiği zaman planlanmış. Zira o zaman da Öcalan ben Türkiye’ye yardımcı olmak istiyorum demişti. Acaba Türkiye’ye mi uluslararası güçlere mi? (BOP) yardımcı oluyor, ancak yaşayıp göreceğiz.
Türkiye’ye barış gelmeli. Terör bitmeli. Ülkeye demokrasi gelmeli. İnsanlar düşündüklerini söyleyebilmeli. Acaba yarın tutuklanacakmıyım endişesi ortadan kalkmalı. Haksız yere tutuklanan gazeteciler, siyasetçiler, aydınlar özgür kalabilmeli ki! barışa inanabilsin insanlar.
Yani “barış” oyun olmaktan çıkmalı. Milletin meclisinde, toplumsal mutabakatla ete kemiğe bürünebilmeli. Okunan bir bildiri ile barışın geleceğine inanmak çok zor olsa gerek.
Hatırlarsak Öcalan Amerika tarafından Türkiye'ye teslim edildiğinde dönemin başbakanı Ecevit: "Öcalan bize niye teslim edildi anlayamadık," demişti. Acaba Öcalan bugünler için mi Türkiye'ye teslim edildi. Sanırım o zaman biz bunu anlayamadık. Yeni yeni taşlar yerine oturuyor.
BOP saat gibi işliyor. Öcalan ne kendisi, ne de cezaevlerindeki kürt-Türk siyasetçiler ve aydınlar için hükümetten bir şey istemedi. Yarım sayfalık bir açıklama ile (açıklamayı kendisi de yapamadı) PKK’yi devre dışı bıraktı. Kandil Öcalan’nın çağrısı üzerine ateşkes ilan ediyoruz dedi. Kongrenin toplanarak PKK’nın lağvedilmesini Öcalan bizzat yaparsa daha iyi olur dedi. Bu yaklaşıma başta Erdoğan esti-gürledi.
Bir anda Türkiye devletinin dünyaya yutturduğu teröre karşı güvenlik teorisi uluslararası piyasada iflas etmişe benziyor. Başta Amerika, Almanya, Fransa, Ingiltere, Italya ve Birleşmiş Milletler açıklamalar yaptı. Önceden konuşulduğu gibi: "Bu süreci destekliyoruz, Türkiye'nin Teröre karşı güvenlik kaygıları bitmiştir, haydi Kürt sorununu çözünüz. Beyaz Saray bir adım ileri giderek, "umarız Türk yönetiminin Suriye'deki müttefiğimiz Kürtlerle ilgili kaygıları bitmiştir," dedi.
Şimdi top hükümette. Gerçekten sorun mu çözecek yoksa kayyım atamaya devam mı edecek. Düşünce açıklayanları halkı isyana teşvikten tutuklayacak mı?, Gazetecilere sopa göstermeye devam mı edecek?
Oynan bu tiyatro Türkiye için değilse peki neresi ve kimin için? Tabi ki “SURİYE” için. Tabi ki “İSRAİL” için. Esad gitti, HŞT geldi. Suriye’de sorun bitmedi. İsrail durmak bilmiyor. BOP işliyor. Parçalanmış Suriye’nin sonu nasıl olacak? yaşayıp göreceğiz. Emperyalist ülkeler nasıl istiyorlarsa tabi ki öyle olacak. Bizim oyuncularımızın sayesinde.
Türkiye’de Erdoğan 3. kez seçilebilecek mi?, sürekli sözü edilen sivil anayasa yapılabilecek mi? Her şey önceden planlandığı gibi yürüyeceğe benziyor. Tabi ki toplumsal muhalefet kurulan oyunları bozabilirse her şey değişebilir. Ancak “muhalefet” kafasını kuma gömmüşe benziyor.