Meşhur Atasözümüz var “At İzi, İt İzine Karışmış”. Türkiye Siyaseti, Hükümet ve Basın “Milli Birlik , Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu İmralı’ya gidecek mi, gitmeyecek mi tartışması yaparken “ İmamoğlu iddianamesi” mahkemeye sunuldu. Hemde (3900 sy.) üç bin dokuz yüz sayfa. Suç örgütü olarak formüle edilen davada Türkiye’nin hatta Avrupa’nın en büyük belediyelerinden olan İstanbul’un Belediye Başkanı, Ana Muhalefetin (CHP) Cumhurbaşkanı adayı için (2352) iki bin üç yüz elli iki yıl hapis isteniyor. Kamuoyunda yüzlerce defa denetlenen belediyede bugüne kadar hiç mi suç unsuruna rastlanmadı ki, bugüne kadar beklendi tartışmaları sürüp gidiyor. Avrupa’da ünlü gazeteler adeta yargımızla dalga geçiyor. Borsa iddianame ile altüst oluyor. Yabancı ve yerli yatırımcılar yargıya güvensizlik nedeni ile ülkeden kaçıyor.
Daha öncede yazmıştık. Cumhur İttifakı politikalarını, iktidarda kalma iddialarını çok ince düşünüp oluşturduğu toplum mühendislikleri ile sürdürüyor. Türkiye’deki siyasal düşünce temsilcilerini gruplayıp, birilerini yanına alarak diğerlerini siyaset dışına itmek için her yolu deniyor. Türkiye’deki hiç bir siyasal hareketin söyleyemeyeceği veya söylemeye cesaret edemeyeceği “Terörsüz Türkiye” söylemini iktidar ortağı MHP’nin söyleyerek bir yol açması AKP’ni de sürece dahil etmiştir. TBMM’sinde kurulan komisyona parlamentonun yüzde % 90'ı dahil olurken, toplumda büyük beklentiler oluşmuştur. Çünkü Türkiye Halkının yüzde yüzü barış istemektedir.
Şimdi bir yanda ana muhalefet partisi toplumda tartışılır hale getirilirken, diğer yanda Milli Birlik, Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu İmralı’ya gidecek mi, gitmeyecek mi tartışması yapılıyor. Neredeyse üzerine bahis oynanacak bir konu haline gelmiş. TBMM’nin yüzde doksanının içinde olduğu bir komisyonun böyle tartışılır ve muğlak bir duruma düşürülmesi anlaşılır gibi değildir. Bunu Meclis başkanının yetersizliği ya da basiretsizliğine bağlayamayız. Meclis başkanını da bu duruma düşüren siyasi iradedir. MHP komisyon İmralı’ya gidip Abdullah Öcalan’la görüşebilir, dediğine göre bu belirsizliği AKP mi yaratıyor? Ancak Erdoğan da bir süre önce gidilebileceği sinyalini vermişti. Öyleyse komisyon neden gidemiyor? Bunlar sanki ortada bir oyun olduğunu ortaya koyuyor.
CHP’nin komisyona girmeyeceği varsayılarak yapılan planlar tutmadı mı? CHP, üzerindeki çok ağır baskıya rağmen iktidarın oyununa gelmeyerek duygusal ve tepkisel yaklaşmadı komisyona katıldı. Hatta son günlerde bazı milletvekilleri komisyon İmrali’ya gitmeli açıklaması yaptı. AKP iktidarı tutuklamalarla provoke edip CHP’yi sürecin dışına itmek mi istiyor değerlendirmeleri yapılmaktadır. CHP de böyle değerlendirmiş, kendini süreç karşıtı bir konuma düşürmemiştir. Bu açıdan iktidarın muhalefetle ilgili ileri süreceği iddialar da inandırıcılığını yitirmiştir.
Bu komisyon önerisi daha 2012 yılında İmralı’da Abdullah Öcalan’dan gelmişti. Meclis bir komisyon oluştursun, beni dinlesin önerisi yapmıştı. Devlet Bahçeli’nin gelsin Meclis’te konuşsun, çağrısı sonrası da komisyon önerisi İmralı’dan geldi. Kamuoyu da bu öneriyi uygun gördü. CHP’nin de bu yönlü önerisi oldu. Mevcut komisyon bu kamuoyunun oluşması sonrası kuruldu. Her ne kadar aşırı milliyetçi bazı grup ve partiler komisyonun kurulmasına karşı dursa da kamuoyunda destek bulamdılar. Bu komisyonun öncelikle İmralı ile görüşmesi beklentisi oluştu. Kürt halkının önderim dediği Öcalan, İmralı Heyeti’ne defalarca komisyon gelsin anlatacaklarım olacak, demiştir. Ne var ki komisyon herkesle görüşmüş, sürecin esas muhatabı Abdullah Öcalan’la görüşmemiştir! Oysa sürecin esas baş müzakerecisi Öcalan’dır. Kürtler adına muhatap ve baş müzakereci Abdullah Öcalan’dır. Komisyon bu muhatapla görüşmezse misyonuna göre hareket etmiş olmaz. Süreç yürümez. Görüldüğü kadarı ile AKP yani Erdoğan’da süreci ötelemeye çalışıyor. Abdullah Öcalan’la görüşmeyecekse bu komisyon şimdiye kadar toplumu ve kamuoyunu aldatmaktan başka iş yapmamış olur. Toplum böyle değerlendirir.
Kürt sorununu PKK ve DEM Ulslararası platforma taşıdı. Bütün özgür, demokratik dünya Türkiye’de bir kürt sorunu olduğunu biliyor ve kabul ediyor. Peki dünya bu sorunun çözülmesini istiyor mu? Bu tartışılır. Türkiye’de temel sorun olan ve tüm sorunlara kaynaklık eden bir sorun çözülemiyorsa hiç kimse şu ya da bu dış güçten şikayet edemez. Kürt sorunu Türkiye’nin zayıf karnıdır ve ayağındaki prangadır. Böyle zaaflı olan bir ülke üzerinde herkes hesap yapar. Bir çok ülke Türkiye ile Kürtler arasında sorunun sürmesi için her türlü politik yaklaşım içine girerler. Son zamanlarda Türkiye’de bazı kesimlerin İsrail Kürtlerle ilgileniyor, İsrail Kürtlerle ilişki içinde. İsrail Ortadoğu’da etkin olmak istiyor, yönlü değerlendirmeleri oluyor. Hem Kürt sorununu çözmemek hem de bu yönlü kaygılar belirtmek gerçekten de yaman bir çelişkidir. Türkiye’de bu yaşanan çelişkiyi çözecek bir siyasi akıl ortaya çıkar mı; bunu da yaşayıp göreceğiz.
AKP, MHP gerçekten kürt sorununu demokrasi kuralları, insan hakları ve evrensel hukuk temelinde çözerse tarihe geçer. Türkiye de dünyada ve bölgede tartışılamaz bir ülke durumuna gelir. Bu durumdan hem Türkiye kazanır, hem de sürece katkı veren sisyaset.
Prof. Dr. Garip TURUNÇ
ÇOCUKLUĞUMUN MASUMİYETİNE HASRET KALDI HEP BİR YANIM…
Abbas Güldiker
Yandaşlar İstediği Yerde Miting Yapabilir, Yandaş Olmayan Muhalefet Yapamaz.. İşte Çifte Standart...
İHSAN KUTLU
SURİYE ve DIŞ POLİTİKA: TARİHTEN DERS ALMAK ya da HAİNLİK!
FERİT LİF
LÜTFÜ SAVAŞ CHP'DEN ADAYLIK UMUDUNU KESMİŞ GÖRÜNÜYOR.
NACİ MARAŞ
Ülkemizde Tarım Can Çekişiyor.