Türkiye’de son günlerde açılan “barış” doyası gündemi tamamı ile işgal etti. Asgari ücreti unutturdu, memur ve emekli zammını unutturdu. Açlığı, yoksulluğu unutturdu. Kayyumları unutturdu.
İçi doldurulmamış, topluma nasıl bir barış olacağı deklare edilmemiş, televizyonlarda, sosyal medyada sürekli konuşulan bir gündem yaratıldı. Bahçeli’nin kuyuya attığı bir taşla bir tartışmanın fitili ateşlendi. Bilinen bir sorun var ülkemizde. Kürt sorunu. Barış.
Konuya taraf olan Kürt vatandaşlar ve ağırlıklı olarak TBMM’deki temsilcileri: sürekli geriletilen demokratik hak ve özgürlükleri, var olan anayasa mahkemesinin verdiği insan haklarına ilişkin kararların uygulanmamasını, vatandaşın oyları ile seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınarak atanan kayyumları, tutuklu bulunan siyasetçileri ve gazetecileri, işsizliği, atanamayan yüz binlerce öğretmeni, memuru düşünmüyor, tartışmıyor. Suriye’de Baas iktidarının çökmesi üzerine iş başına gelen terörist Deaş ve El Kaide artıklarının ne yaptığı, daha önemlisi ne yapacağı, İsrail’in sınırlarımıza kadar yaklaştığı hiç konuşulmuyor. Suriye’deki azınlıklar, uğradıkları taciz ve soykırım uygulamaları konuşulmuyor. Kırmızı bültenle aranan, ülkemizde dahi terörist olarak bilinen HŞT dileri Colani şimdi bir anda muhterem bir şahsiyet oldu. Cezaevlerimizde yıllardır ne için tutuklu olduğu bile bilinmeyen, iddianameleri dahi yazılmayan siyasetçileri malesef konuşan yok.
Bahçeli ve Erdoğan bir “paradigma” yaratarak oyun kurdular. Oyunun kurallarını ve sonunu kimse bilmiyor. Öcalan çağrı yapacak, silahlar bırakılacak. DEM bir heyet oluşturuyor. Öcalan’la görüşmek istiyor. Neredeyse bir ay geçiyor. Ancak görüşmeye izin veriliyor. İki milletvekiline görüşme izni veriliyor. Görüşme sonucunda üstü kapalı, bilmece gibi açıklamalar yapılıyor. Bir heyet kurularak siyasi partilerle görüşmeler yapılıyor. DEM’in kurduğu heyette iktidarın suçlu ilan ederek görevden alınan Ahmet Türk’te bulunuyor. Ahmet Türk deneyimli bir siyasetçi. Hem suçlusun deniliyor, hem de Türkiye’ye barış lazım, barışın sağlanmasını ancak sen ve senin gibi akil adamlar sağlayabilir deniliyor. DEM ve Ahmet Türk ben akilsem neden beni görevden aldınız demiyor.
.................? Topluma açıklanmayan bilmeceler.
ÖCALAN ve DEM NE İSTİYOR:
-Öcalan. Silahları bırakın, örgütü lağvedin mi diyor?
-Öcalan kendisi için “umut hakkı” mı istiyor?
-Genel af mı isteniyor?
-Fedaral bir devlet mi isteniyor?
-Özerk bir yapı talebi mi var?
-Anadilde eğitim mi? isteniyor.
-Kayyumlar olmasın, belediye başkanlarımıza karışmayın mı deniliyor?
-Türkiye’de bir şey istemiyoruz, ROJOVA’ya karışmayın mı deniyor.
BAHÇELİ ve ERDOĞAN NE İSTİYOR:
-Kayıtsız şartsız silahlarınızı bırakın, terörü bitirin mi? diyor.
-Gelin Sivil bir Anayasa yapalım, yanımızda durun mu? diyor.
-Türkiye topraklarında yaşayan herkes dilleri ayrı olsada Türk’tür mü? diyor.
-Erdoğan’nın 3. kez Cuhurbaşkanı olması için destek mi? isteniyor.
-Terörsüz bir Türkiye bölgede daha güçlü olur. Bunu birlikte sağlayalım mı? deniyor.
.......................? muamma.
Siyasi partiler yaptıkları açıklamalarda: Türkiye’deki kürt sorunu (terör) Türkiye Büyük Millet Meclisinde çözülmelidir diyor. Fakat hiç bir siyasi parti yukarıda sıraladığımız gibi çözüm koşullarını ve çözüm yollarını halkın anlayabileceği sadelikte topluma deklare etmiyor. Bazıları korkuyor, bazıları oy kaygısı taşıyor. Cumhur ittifakı da bu puslu havada, dikensiz gül bahçesinde istediklerini yapıyor. İstedikleri yasaları çıkarıyor.
Olan haktan, adaletten yoksun, yarı aç-yarı tok, umutsuz yaşayan halka oluyor.
Türkiye’de esas sorun “ileri demokrasi” sorunudur. Gelişmiş bir demokraside insan hakları başta olmak üzere, dili, inancı, kimliği ne olursa olsun herkesin istek ve talepleri çağdaş bir yaşam içinde ancak çözülebilir. Hakkın-hukukun tanınmadığı, mevcut anayasanın dahi uygulanmadığı bir ortamda kürt sorunu da çözülemez, terör sorunu da çözülemez. Çünkü herkes bencil davranıyor. Herkes ben ve geleceğim diyor. Herkes ön yargılı davranıyor. Herkes küçük siyasi hesaplar peşinde koşuyor. İnsanımıza yazık oluyor, Türkiye’ye yazık oluyor.
Başta DEM olmak üzere demokrasiden, insan haklarından, barıştan, kadın ve çocuk haklarından, temiz bir çevreden yana olan herkesin; basit oyunlara gelmeden 20 yılı aşkındır bizi yöneten Cumhur ittifakının yarattığı olumsuzlukları, yarattığı tahribatı görerek hareket etmesi gerekir diye düşünüyorum. Örgütlü toplum yaratılabilirse umut olur. Yani, gidişattan, belirsizliklerden kurtulabilmenin yolu örgütlü toplumdan geçer. İşçiler örgütlenmeli, memurlar örgütlenmeli, kadınlar örgütlenmeli, emekliler örgütlenmeli ki; hak hukuk mücadelesi, demokrasi ve insan hakları mücadelesi ete - kemiğe bürünsün.