Bölge barut fıçısı “ya Türkiye” nereye gidiyoruz?
Ortadoğu’da savaşlar dur durak bilmiyor. Vekalet savaşları, BOP her gün başka bir ülkede masum insanların, kadınların, çocukların ölümüne neden olurken; Emperyalist ülkeler, tekeller karlarını arttırmak için çeşitli entirikalar çevirirerek işbirlikçileri vasıtası ile Ortadoğu’yu durmadan karıştırıyorlar. Tek kutuplu dünyada ABD jandarmalığının Ortadoğu temsilcisi İsrail Gazze’den sonra şimdide İran’ı vuruyor.
Sırada Türkiye mi var?
Geçtiğimiz günlerde iktidar liderleri yaptıkları konuşmalarda sık sık bu tehlikeden söz etmişti. Gerek Erdoğan gerekse de Bahçeli bu tehlikeden bahsederken hükümetin İsrail ile ticareti devam ediyor. Gazze’ye insani yardımların ulaşmasına izin verilmezken bizim politikacılar yaptıkları kuru açıklamalarla gündem yaratmaya çalışıyorlar.
Cumhur ittifakı bölgede ki sıcak gündemi kullanarak iç politikadaki anti demokratik uygulamaları unutturmaya çalışıyor. Bahçeli’nin başlattığı “Terörsüz Türkiye” söylemi ile PKK ve DEM ile yürütülen “Barış Süreci” bu bağlamda nereye evrilecek bilemiyoruz. Aylardır görüşmeler var. Siyasi partiler arasında karşılıklı ziyaretler var. Ancak kamuoyuna yansıyan somut veri bulunmuyor. Siyasetçiler, gazeteciler, akadamisyenler TV kanallarında kulis bilgileri paylaşıyor, yorumlar yapıyorlar. PKK silah bırakacak. APO’ya İmralı’da komşular gönderilecek, sekreterya oluşturacak. Siyasi Parti Başkanları APO ile görüşecek gibi bir sürü varsayım var.
İktidar bir taraftan gündemi bu varsayımlarla meşgul ederken, diğer taraftan İsrail-İran savaşı ülkemizdeki hukuksuz, anti demokratik, faşist uygulamaların artarak devam etmesinin yolunu açıyor. Cumhur ittifakı muhalefeti ikiye bölmüş durumda. DEM ile ilişkileri yumuşatırken ana muhalefete vuruyor.
Ana muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve çevresinin gece baskınları ile içeriye alınması, somut deliller yerine “yargı ve itirafçı” sopası ile düşüncenin yasaklanması, yaratılan korku ortamı zaten ekonomik olarak canından bezmiş insanları daha da korkutuyor. Herkes ansızın evime baskın yapılabilir korkusu yaşıyor. AKP kurucularından bazıları başta olmak üzere STK temsilcileri, akademisyenler, düşünce kuruluşları durumu eleştirirken iktidar gayet pişkin, yoluna devam ediyor.
CHP belediye başkanlarının tutuklanması başta olmak üzere kayyımlara karşı 19 marttan bu yana sürekli sokaklarda. mitingler düzenliyor. Uygulamaları protesto ediyor. STK ve diğer muhalefet mitinglere, sokak protestolarına destek verirken DEM olaylara mesafeli davranıyor. Kısık açıklamalarla destek vermeye çalışıyor. İktidarın böl parçala-yönet politikası tam da burada başarılı olmuşa benziyor. Toplumda önemli bir potansiyeli olan “kürt özgürlük” hareketinin (DEM) sokakta olmaması; muhalefette önemli bir gedik oluşturmuş durumda. Önümüzdeki günlerde barış süreci beklentilere yanıt vermez ise ne olur? bekleyip görmek lazım. Zira bir çok siyasetçi, akademisyen ve gazeteciye göre ortaya atılan “Terörsüz Türkiye” söyleminin bir tek amacı var. Yeni bir anayasa hazırlamak. Erdoğan’nın bir daha Cumhurbaşkanı seçilmesinin yolunu açmak.
Erdoğan ve Bahçeli yol temizliği için CHP içindeki muhalefeti de boş bırakmıyor. Kurultay kaybeden Kılıçdaroğlu birileri vasıtası ile yeniden sahneye sürülüyor. Kılıçdaroğlu mağdur durumuna düşürülerek Özgür Özel’in Genel Başkan seçildiği kurultayı da iptal ettirmek için el altından destekler sağlanıyor. CHP’den ihraç edilen eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş marifeti ile açılan davanın el altından desteklendiği söyleniyor. İki dönem Hatay’daki CHP’lilerin oyları ile başkan seçilen çakma CHP’li Lütfü Savaş acaba kendi aklı ile mi hareket ediyor, yoksa başta Kılıçdaroğlu olmak üzere AKP ve MHP tarafından damı destekleniyor bilemiyoruz. Toplumda böyle bir kaygı malesef var.
CHP bir taraftan iktidar yürüyüşüne devam ederken diğer yandan kendi örgüt yapısını da masaya yatırması gerek diye düşünüyoruz. Kılıçdaroğlu’nun başlattığı sağa açılım bir an önce terk edilip sola açılım sağlanmalıdır. Bu ülkeye demokrasiyi ancak sol iktidar getirebilir. Sol iktidar: demokratik söylemler ve ilkeler başta olmak üzere; özgürlükler, insan hakları, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, düşünce özgürlüğü gibi konularda topluma güven vererek kurulabilir. Başta DEM olmak üzere CHP bütün Sol ile işbirliği yapmalıdır. DEM bundan kaçıyorsa, iktidarın sahte barış çağrıları gözünü kör, kulağını sağır etmişse bu durum toplumla daha çok paylaşılmalıdır. Aydınlar, akademisyenler, STK’lar, düşünce kuruluşları bu durumu daha sık tartışmalıdır.
Halkın yanıtı yalnızca daha fazla alanda hükümete karşı protesto olmalıdır. Emek örgütleri, kadınlar, özgürlük hareketleri tüm aktivistler; adalet arayışı içindeki aileler, işçiler, öğretmenler, emekliler, öğrenciler ve toplumun tüm muhalif kesimleri, daha fazla birlik ve eşgüdümle sahaya inmelidir. Bugüne kadar sahip çıktıkları haklı talepler uğruna verdikleri mücadelenin yanı sıra, hükümetin vurdumduymazlığına karşı da bayrak açmalıdırlar.
“kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz”. sloganı temel olmalıdır.
Abbas Güldiker
CHP Belediyeciliği Mi? CHP’li başkan Belediyeciliği Mi?
Prof. Dr. Garip TURUNÇ
ÇOCUKLUĞUMUN MASUMİYETİNE HASRET KALDI HEP BİR YANIM…
İHSAN KUTLU
SURİYE ve DIŞ POLİTİKA: TARİHTEN DERS ALMAK ya da HAİNLİK!
FERİT LİF
LÜTFÜ SAVAŞ CHP'DEN ADAYLIK UMUDUNU KESMİŞ GÖRÜNÜYOR.
NACİ MARAŞ
Ülkemizde Tarım Can Çekişiyor.