İnadına Barış! İnadına Demokrasi! İnadına Eşitlik!, İnadına Dayanışma!, İnadına Halkların Kardeşliği!, İnadına Birlikte Mücadele!. 1 Eylül Dünya Barış Günü Kutlu Olsun.
Demokrasi olmadığı sürece ülkemizde hiç bir sorun çözülemez. Anayasanın uygulanmadığı, yargının iktidara bağımlı olduğu, emeğin örgütlenmesine-haklarını istemesine izin verilmediği bir ortamda vatandaşların “birey” olması çok zor. “Birey” olunamayan toplumlarda örgütlenme, hak arama, konuşma, düşünce açıklama mümkün olamıyor.
Türkiye’de Kurtuluş Savaşından bu yana önemli bir toplumsal sorun var. Ulusal Kurtuluş Savaşını birlikte başarıya ulaştıran misak-ı milli sınırları içerisindeki halklar, cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte yok sayılmış, asimilasyona tabi tutulmuştur. Devletin “güvenlikçi politikaları” her iktidarın rehberi olarak uygulanmıştır. Bu politikalara karşı 100 yılıdır ülkemizin doğusunda iktidarlara göre terör, Kürt vatandaşlara göre de “eşit vatandaşlık” mücadelesi var.
Bir süre önce Bahçeli ve Erdoğan’nın “Terörsüz Türkiye” Öcalan ve DEM’in “Barış ve Demoktartik Toplum” diye adlandırdığı bir gündem Türkiye’nin en çok tartışılan-konuşulan konusu oldu. Bu konu konuşula dururken Türkiye’nin 1. partisi CHP’nin belediyelerine arkası arkasına kayyımlar atandı, belediye başkanları tutuklandı. Tutuklamalar öyle boyutlara ulaştı ki hiç bir belediye başkanı, belediye çalışanı rahat işini yapamaz, rahat uyuyamaz oldu. Her gün yeni tutuklama dalgaları yaşanır oldu. CHP kurultayı tartışmaya açıldı. Sanki YSK kongreleri denetlemiyormuş gibi. Kongrelerde hakim denetimi ve gözetimi yokmuş gibi. “Mutlak Butlan” diye bir suç oluşturuldu. İktidar adeta kendisine dikensiz bir yol açmaya çalışıyormuş gibi.
Uzun zamandır “kürt” sorunun çözüm merkezi olarak siyasetin önerdiği; TBMM’sinde bir komisyon kurulması önerisi hayata geçti. Meclis Başkanı Kurtulmuş siyasi partileri ziyaret etti, öneri ve görüşler aldı. Sonuçta 50 kişilik Milletvekillerinden oluşan komisyon kuruldu. Komisyonun yetkileri neler belli değil. Komisyon nasıl karar alacak kısmen belli. (oy çokluğu). Baştan komisyon sakat doğmuş oldu. İkna ve ortak akıl yok. Çoğunluğun hakimiyeti var. Oysa alınacak kararların toplum tarafından kabullenilebilmesi için bütün tarafların ikna edilmesi lazım. Diğer bir önemli konu da “muhatap” sorunu. Bahçeli bir çağrı yaptı. Öcalan gelsin mecliste (DEM grubunda) konuşsun dedi. “Umut Hakkı”ndan faydalansın dedi. O zaman muhatap demek ki Öcalan. Kurulan komisyonda DEM sürekli komisyona Öcalan ziyaret edilmeli diyor. Bir kaç ayda bir DEM heyeti Öcalan’ı ziyaret ediyor, aldıkları düşünceleri ve önerileri yuvarlak anlatımlarla topluma deklare ediyor. Şehit yakınları dinleniyor, kayıp yakınları (anneler) dinleniyor. cak Türkçe bilmeyen annelere dillerinde konuşma hakkı verilmiyor. Eski meclis başkanları dinleniyor, barolar dinleniyor da dinleniyor. Sonuç ortada elle tutulur bir şey yok. Taraflar istediklerini veya verebileceklerini toplumla açıkça paylaşmıyor. Herkeste “oy kaygısı” toplumsal tepki korkusu var. Bu arada “yargı” sopası işliyor. Önümüzdeki seçimler için yol temizliğine devam ediliyor. CHP; İmamoğlu’nun tutuklanmasından bu yana sahada bugüne kadar olmadığı kadar eylemler-mitingler düzenliyor. Türkiye “solu” mitinglere katılıyor, anti demokratik uygulamalara, haksız tutuklamalara karşı ses yükseltiyor. Kürt Özgürlük Hareketi (DEM) CHP’nin örgütlediği eylemlere katılmıyor. DEM’i sadece iktidarın ortaya attığı ‘barış’ dolayısı ile de Öcalan ilgilendiriyor. İlgilendikleri konu uluslarası toplum dahil Türkiye’de tartışılır oldu. DEM açısından bu şüphesiz önemli bir kazanım. Düne kadar bebek katili diye eleştirilen Öcalan; şimdilerde iktidar cenahında da örgüt kurucusu, örgüt lideri. Ancak iktidar öyle akıllı davranıyor ki; ülke gündemine soktuğu kanayan yara “kürt” sorununu öne sürüp bir yandan muhalefeti parçalamaya çalışıyor, diğer yandan çalışanların hak arama, toplu sözleşme haklarını görmezden geliyor. Bilindiği gibi memur ve memur emeklilerine önümüzdeki yıllar için reva gördüğü açlık zammını bu kargaşada istediği gibi sonuçlandırdı.
Çalışanlar kan ağlıyor. İşsizlik önemli bir toplumsal sorun. İşçi sendikaları, memur sendikaları, odalar bir türlü ortak talepler konusunda bir araya gelemiyor. İşçi sendikaları grev kararı alıyor, yanlarında oda ve memur sendikaları yok. Memurlar iş bırakıyor yanlarında işçiler ve işçi sendikaları yok. Öğrenciler Üniversitelerde hak arıyor yanlarında memur ve işçi sendikaları yok. Akademisyenler barış ve demokrasi için ses yükseltiyor yanlarında diğer paydaşları yok. Durum böyle olunca TBMM’sinde kurulan komisyon ne yapabilir? toplanır toplanır dağılır. Geçen zamana yazık. Kaybedilen kaynaklara yazık. Gelecek nesillere yazık.
Bir köşe yazarımızın dediği gibi: Türkiye’ye barış, dayanışma, kardeşlik ve demokrasi getireceği söylenen TBMM Komisyonu CHP’ye karşı darbe, Rojava’ya karşı provokasyon ve Bahçeli’ye karşı “ayar verme” labirentinde yolunu kaybedebilir. Yolun kaybedilmemesi için ne yapılmalı derseniz? Demokrasi mücadelesi. Hak hukuk mücadelesi birlikte yapılmalı. Ancak Faşizm o zaman geriletilebilir, yenilebilir. Eşit vatandaşlık mücadeleleri o zaman başarıya ulaşabilir.
Prof. Dr. Garip TURUNÇ
ÇOCUKLUĞUMUN MASUMİYETİNE HASRET KALDI HEP BİR YANIM…
Abbas Güldiker
Yandaşlar İstediği Yerde Miting Yapabilir, Yandaş Olmayan Muhalefet Yapamaz.. İşte Çifte Standart...
İHSAN KUTLU
SURİYE ve DIŞ POLİTİKA: TARİHTEN DERS ALMAK ya da HAİNLİK!
FERİT LİF
LÜTFÜ SAVAŞ CHP'DEN ADAYLIK UMUDUNU KESMİŞ GÖRÜNÜYOR.
NACİ MARAŞ
Ülkemizde Tarım Can Çekişiyor.