“İNSANLAR SOKAKTA BEN VARIM” DİYOR.
“Ben insanım, Haklarım Var ve Haklarımı Savunacağım” Diyor.
Türkiye tarihinin en gerçek, en unutulmaz, en etkileyici halk direnişlerinden biri daha yaşanıyor bugün bu ülkede. Hatırlarsak 15-16 Haziranlarda. MESS grevlerinde işçiler, 07 Haziran 2013'te Gezi eylemlerinde bütün toplum kesimleri sokaktaydı. Söz konusu eylemlerde kazanımlar da oldu, kaybedilenlerde. Uzun bir süre yaratılan “korku” ve “baskı” ortamı toplumsal muhalefeti sindirdi. Son gelinen noktada başta gençler (üniversiteler) yeter diyerek hak, hukuk, adalet ve birey olma hakları için eylemdeler. Kayyımlar. belediye başkanlarının tutuklanması bir şeyleri tetikledi sanki. Yaşlısı, genci, kadını, erkeği, hatta çocuklar dahi bu cendereden çıkmak için sokaktalar. Herkes korkmuyoruz diyor.
Tarihimizin en gerçek, en unutulmaz, en etkileyici halk direnişi yaşanıyor bugün bu ülkede. Toplumun bütün kesimleri, varlıklarını inkâr eden, onların var oluş biçimlerine TOMA’ları, biber gazları, kasklı polisleri, vahşetleri, insafsızlıkları ve aşağılamalarıyla saldıran bir zorbalığa “dur” diyor.
Ancak iktidar durmuyor. Her geçen gün kendileri dışında her şeyi yanlış görerek, muhalefetin her kesimine karşı acımasızca saldırıyor. Bu arada provakatörlerde boş durmuyor. İktidarın eline daha çok saldırması için malzeme veriyor. Cumhurbaşkanının annesine küfürler ediyor. İktidar yalakaları boş durur mu? onlarda İmamoğlu’nun eşine küfrediyor. Ancak; başta ana muhalefet lideri Özgür Özel olayı kınıyor. Bu küfürleri ben anneme edilmiş sayıyorum diyor ve kınıyor. Cezaevinden İmamoğlu aynı kınamayı yapıyor. İmamoğl^’nun eşi Dilek hanım olayları kınıyor. İktidar kalemşörleri ve yandaşlar yaygaralarına devam ediyor. Ortamı daha da geriyor. Ana muhalefet ve Dilek İmamoğlu’na yapılan küfürler için İktidar ve kalemşörlerinden tık yok. Adaletsizlik almış başını gidiyor.
En çok ta eski solcu (solcu demeye dilim varmıyor) yeni AKP’li yandaşlara şaşırıyorum. Ağızlarından salyalar akıyor. 12 Mart, 12 Eylül’de cezaevlerinde yatmışlar, işkence görmüşler şimdi ise AKP ve Erdoğan seviciliğinde yarışıyorlar.
“Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber-ya hiç birimiz” sloganı günümüzün en can alıcı-birleştirici sloganı olsa gerek. Açlığı, yoksulluğu, emeği, demokrasiyi, hakkı, hukuku, barışı, adaleti istiyorsak, demokrasi için,
yarınlar için herkesin birleşmesi (muhalefet partileri, meslek kuruluşları, STK’lar) taşın altına elini koyması gerekiyor. Çünkü adalet iktidara ve herkese lazım. İbretle izliyoruz Erdoğan’nın yol arkadaşlarından (saha dışına atılanlar) dahi demokrasi ve insan hakları çağrıları var. Neyse ki yeni akılları başlarına geliyor. Yetkili oldukları zamanlar hiç sesleri çıkmıyordu. Bunu da samimiyetsizliklerine yoralım.
Halk seçtiği belediye başkanlarına sahip çıkıyor. Seçtiği belediye başkanlarının yerine “kayyım” atanmasını kabul etmiyor, içine sinderemiyor. Bu güne kadar demokrasiyi sandıkla özdeşleştiren cumhur ittifaki sandıktan korkuyor. Korktukça daha da saldırganlaşıyor. Devletin kurumlarını kendisinden olmayan herkese karşı demoklesin kılıcı olarak kullanıyor. Direnen bu kalabalık, sokak sokak, cadde cadde, meydan meydan hakkını koruyan bu insanlar, kimsenin hakkını çalmaya, kimseye bir kötülük yapmaya çalışmıyorlar, kendisini hayatın içinden silmeye, onu görünmez yapmaya, milyonlarca insanı bir faşizm şapkasının içine ürkek bir kuş gibi sıkıştırıp sesini çıkarmamasını isteyenlere karşı “ben varım” diyorlar, “burdayım” diyorlar, “ben insanım, haklarım var ve haklarımı savunacağım” diyorlar.
Bu gidişatın sonu ne olacak? Ekonomistlerin anlattıklarına göre daha da yoksullaşıyoruz. Son haftalarda yaşanan olaylar nedeni ile 30 milyar dolar ekonomik kayıp oldu. Borsa dibe vurdu. Yatırmcılar sırra kadem basıyor. Bunu halkın sırtına yeni vergilerle yıkacaklar. Bini aşkın öğrenci göz altına alındı, kötü muamele gördü. Belediye başkanları tutuklandı, atanan kayyımlar ilk icraatlarını yapmaya başladı. İşierine son verilenler, gariban ve emeklilerin karınlarını doyurduğu “kent lokantaları” kapatıldı (örnek Şişli)