Seçme, seçilme ve yaşamsal haklarımızın gasp edilmesine seyirci kalmamalıyız! Bugün deyim yerinde ise “zurnanın ......... dediği yere geldik”. İktidarın her türlü argümanı ve imkanı kullanarak muhalefeti özellikle de CHP’yi toplumun gözünden düşürmeye, muhalefeti kendi istediği gibi dizayn etmeye yönelik uygulamalarının sonuna gelinmiş bulunuluyor.
CHP’deki yönetim değişikliğini kabullenemeyen İktidar belediye başkanlarını tutuklayarak, belediyelere kayyımlar atayarak hizaya getirmeye çalıştığı ana muhalefeti sahadan uzaklaştıramayınca B planına geçmiş bukunuyor. B planı CHP’yi bir şekilde bölmek için eski genel başkan Kılıçdaroğlu ve yandaşları devreye sokulmaya çalışıldı. Partiden disiplinsizliği nedeni ile atılan eski HBB başkanı Lütfü Savaş, eski Mv. Gürsel Tekin ve sıradan üye olan bazı kuklalar kullanılarak seçim kurulları ve YSK’nın onayladığı kurultayları iptal ediyor. Hemde Asliye Hukuk Mahkemeleri kararı ile. İstanbul İl Başkanlığına atanan kayyım sonucu yaşananlar dostlar başına. Milletvekilleri, parti meclisi üyeleri, belediye başkanları polisin kullandığı orantısız güç nedeni ile hastanelik olurken; CHP İstanbul İl Başkanlığı binası 8 bin polis tarafından adeta işgal edilerek Gürsel Tekin denilen zevata yer açıldı. Bu uygulamalar ancak diktatörlüklerde ya da muz cumhuriyetlerinde uygulanabilir.
Ancak yıllar sonra CHP’ye dinamizm getiren Özgül Özel ve arkadaşlarının mücadelesi, eylemleri topluma yeni umutlar getiriyor. Tam da toplumun üzerine ölü toprağı serpilmiş iken yapılan eylemler halkı kendine getirdi. Bu kadarına da pes diyen; duyarlı, demokrasiden, haktan-hukuktan yana başta DEM olmak üzere EMEP, TİP, HKP, Sendika, Oda ve STK’ların aktif desteği ile toplumsal dinamikler ayağa kalkmışa durumda.
Merak ediyoruz. 6'lı masa diye halka yutturulan Kılıçdaroğlu’nun meclise taşıdığı partiler-milletvekilleri nerede? HemşehrimizAnkara Çankaya Milletvekili Sadullah Ergin dahil Gelecek Partisi, Saadet Partisi, Deva Partisi, Demokrat Parti neredeler? ortada yoklar. Korkuyorlar. İyi Parti ve Zafer Partisi yaptıkları dayanışma açıklamaları ile muhalefeti desteklerken Kılıçdaroğlu’nun CHP listelerinden seçtirdiği milletvekilleri maaşlarını alıp, aman Erdoğan’nın hışmına uğramayalım diye uyuyorlar. Ya da AK^’nin değirmenine su taşıyorlar, veya abileri Kılıçdaroğlu’nu bekliyorlar.
İktidar CHP’yi İstanbul ile terbiye etmeye çalıştı. Sonra Antalya, Adana, Adıyaman gibi illere uzandı. Baktı olmuyor. CHP İstanbul İl Başkanlığına dernek muamelesi yaparak kayyım atadı. CHP İstanbul İl Başkanlığı'na yargı eliyle kayyım atanması sonucu CHP parti olarak gereken direnişi gösterdi. Ancak binlerce polisle kapıya dayanan kayyım engellenemedi. Sonuçta kayyım’ın arkasında devlet var. Kayyım Gürsel Tekin iktidara söz vermiş. CHP’yi ülke gündemindeki sorunlardan uzaklaştırmak için and içmiş. Bir şeyi hesap edememişler; partili-partisiz milyonlarca yurttaşın bu karara tepki göstereceğini, toplumda her düşünceden insanın geleceğine sahip çıkma adına haksızlıklara karşı bir araya geleceğini. Eksik hesaplamışlar. Kılıçdaroğlu hep diyor ya; bir kaç gün bağırıp çağırırlar, sonra her şey düzelir, bizi kabullenirler diye.
15 Eylül bir milat. “mutlak butlan” davası ya ertelenir, ki ertelenirse olağanüstü kurultay yapılır. Ya da kabul edilir. Kabul edilmesi durumunda iktidarın B planı kazanmış olur. Kılıçdaroğlu ve taraftarları bayram eder. Sadece Kılıçdaroğlu mu? İktidarda bayram eder. Parti bölünür. Toplumsal muhalefet yeniden örgütlenene kadar “atı alan üsküdar’ı geçer”.
Hatay’da uzun zamandır yer altında bulunan Lütfü Savaş ve taraftarları yavaş yavaş görülmeye başladı. Hiç bir işe yaramayan eski il başkanlarından (Savaş’ın çalışma arkadaşı), başkan vekili ve toplumda “uyuyan güzel” olarak bilinen Defne eski Belediye Başkanı ve müritleri lokantalarda boy gösterir oldular. Yakında bunlara yeraltındaki Altınözü dahil bazı ilçe başkanları da katılır. Çünkü Savaş’ın HBB’yi kaybetmesi ile nemaları kesildi. Nema bekliyorlar.
Sosyal medyada bazı solcuyum diye geçinen, yazan-çizen vatandaşlar hiç bir hukuksuzluk yokmuş gibi CHP yönetimlerini eleştiriyorlar. Şunu düşünmüyorlar: Sorun CHP değil. Sorun tek adam rejimi. Sorun anti demokratik uygulamalar. Sorun anayasa ve yasalara dahi tahammülsüzlük. İktidar; lehine olan yargı kararlarını uyguluyor, olmayanları uygulamıyor. Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesinin kararlarını beğenmiyorum, uygulamak zorunda değilim demişti. Şimdi Asliye hukuk mahkemesinin tetbir kararı uygulanmalı diyor. Mv. Can Atalay, Salahattin Demirtaş, Osman Kavala’ya ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları dahi uygulanmayabiliyor.
Gelinen nokta, iktidarın yargıyı bir sopa gibi kullanarak muhalefeti dizayn etmeye çalıştığını açıkça göstermektedir. Bu gayret öyle karanlık, öyle “her şeyin mübah olduğu” bir hal almıştır ki seçme ve seçilme hakkı, gösteri hakkı, seyahat hakkı, iletişim hakkı gibi demokrasiyi demokrasi yapan temel özgürlüklere el uzatılmaktadır. Seçilmişlik hakkını ortadan kaldıran bu süreçte artık konu, halkın demokratik haklarına sahip çıkmasıdır. Bu yüzden gün birlik olma, geleceğimizi, demokrasimizi, haklarımızı koruma ve geliştirme günüdür. Her zaman toplumun çıkarlarının ve haklarının korunabilmesi için bir örgütlü güce-organizasyona ihtiyaç vardır. Bu süreçte de bu güç CHP’dir.