CHP 39. Olağan Kurultayını Yaptı. “Geçim için seçim şart” sloganı ile yapılan kurultayda genel başkan Özgür Özel geçerli oyların tamamını alarak güven tazeledi. Bir anlamda rüştünü de isbat etmiş oldu. Parti meclisi üye sayısını 80 kişiye çıkaran Özel, parti programında ve tüzükte yapılan değişikliklerle yoluna devam edecek. Parti meclisine Hatay Reyhanlı doğumlu Diş Hekimi Nihat Dağ’ın seçildiğini öğrendik. Hatay için önemli bir kazanım. Genel Başkan Özel rahat mı görünüşe göre değil.
"Kirlilikten Arınma" çağrısı yapan Kılıçdaroğlu kervanına eski milletvekilleri de katıldı. Lütfü Savaş, Gürsel Tekin, Barış Yarkadaş, Mehmet Sevigen gibi bir çok eski milletvekili yandaş medya tarafından yayınlara çıkarılarak iktidarın ekmeğine yağ sürmeye devam ediyor. Bu şahsiyetler düne kadar neredeydi acaba. Kılıçdaroğlu’nun düğmeye basmasını mı bekliyorlardı? Yoksa “mutlak butlan” davasından beklentileri mi var? Partinin üzerinde kara bulutlar dolaşırken, kayyımlar varken, iç kavgalardan medet mi umuyorlar?
CHP parti içi ve parti dışı güçler tarafından karıştırılmaya devam ediyor. Eski genel başkan Kılıçdaroğlu; uzun süredir koruduğu sessizliğini bozdu. Kurultay öncesi iktidar medyasınca sürekli ekranlara çıkarılarak açıklamalar yapmaya başladı. Sanki 13 yıl boyunca (genel başkanlığı) hiç seçim kaybetmemiş. Parti yolsuzluklardan, rüşvet suçlamalarından arındırılmalı diyor. Aynen Cumhur ittifakının ağzı ile konuşuyor. Sanki suçlanan belediye başkanları, bürokratlar kendi genel başkanlığı döneminde yokmuş gibi. 13 yıllık genel başkanlığında hiç hata yapmamış gibi. Hiç seçim kaybetmemiş gibi. Selefi-MHP karması “Ekmellettin”i Cumhurbaşkanı adayı yaparak, partilileri oy vermeye zorlamamış gibi. Sanki Abdullatif Şener, Mehmet Bekaroğlu gibi AKP artığı, sağ, ümmetçi siyasetçileri CHP’den Milletvekili yapmamış gibi. Altılı masa safsatası ile kaybedeceğini bile bile cumhurbaşkanı adayı olup ülkeye ve CHP’ye verdiği zararı bilmiyormuş gibi. CHP’ye ve demokrasi mücadelesine yıllarını veren siyasetçileri bir kenara iterek “Gelecek Partisi, Deva Partisi, Saadet Partisi” ne milletvekili sıralarını peşkeş çekmemiş gibi. AKP’nin önemli isimlerinden, eski bakan, 15 Temmuz’un mimarlarından hemşerimiz Sadullah Ergin’i başkentin “Çankaya” ilçesinden milletvekili yapmamış gibi. Hatay’ın 15 yılını heba eden, hizmetten ve belediyecilikten başka her şeyi yapan, şaibeli, eski ülkücülüğü ile övünen “Lütfü Savaş”ı Hatay’ın başına bela etmemiş gibi. Yenilgiyi kabullenemeyen, CHP karşıtı, demokrasi karşıtı güçlerin oyuncağı olan bir siyasetçi için başka ne söylenebilir ki!
Diğer önemli bir gündem. “Terörsüz Türkiye”. Geçtiğimiz hafta TBMM’sinde kurulan “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” nun aldığı İmralı ziyareti. Komisyona CHP’nin üye vermemesi Kürt Özgürlük Hareketi başta olmak üzere siyasi partilerce farklı gerekçelerle eleştiri konusu oldu. Türkiye halklarının refahı ve özgürlükleri açısından “barış”, “birlikte yaşama”, “demokrasi” çok önemli. Türkiye’de kurtuluş savaşından sonra sürekli tartışılan kürt sorunu farklı zamanlarda, farklı mecralarda hep tartışıla geldi. Cumhuriyetten sonra olay; gelen iktidarlar tarafından hep “güvenlikçi politikalar”la çözülmeye çalışıldı. İktidarlar Türk-Kürt kavgaları ile beslendiler. Bu topraklarda iki halkın varlığı kabul edilmeyerek, sürgün ve asimilasyon politikaları ile bugünlere gelindi. İki halktan binlerce insan öldü. Gelinen noktada barış ümitleri doğdu. Partilerin, siyasetçilerin kişisel çıkarları için doğan imkanların sonuna kadar zorlanması, halkların birlikte yaşayabileceği demokratik adımların atılması (federsyon dahil) bütün adımların atılması ülkemizin olmazsa olmazıdır. Emperyalizm, uluslararası tekeller bölgemizi havale ettikleri vekalet savaşları ile kan gölüne çevirdiler. Sahte arap baharı, BOP gibi projelerle insanları birbirine kırdırıyorlar. Var olmanın yolu “barış” mutlaka örülmeli. TBMM’sinde kurulan komisyonun çalışmaları kamuoyuna açık olmalı. Kapalı kapılar arkasında yapılan görüşmelerle barış olmaz. İmralı görüşmeleri dahil bütün çalışmalar toplumsallaşmalı. Türkiye halkları kim ne demiş, kim ne yapıyor, kim ne istiyor günü gününe bilmeli. İktidar bir adım ileri, iki adım geri atıyor. İmralı’ya giden Mv. Hüseyin yayman tek kelime etmiyor, ya da edemiyor. Ana muhalefet partisi CHP’nin bu açıdan sürecin dışında kalmaması gerekir. AKP-MHP ittifakı kendi ikballeri için CHP’yi bu sürecin dışına itmeye çalışıyor. İktidar uygulamadıkları mevcut anayasayı değiştirmek dahil, cumhurbaşkanlığını yeniden kazanabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyor. CHP’nin ve CHP dışı Sol’un bunu görerek birlikte politikalar üretmesi lazım.
Kısaca “iktidar eleştirisinden, düzen eleştirisine ve alternatifleri içeren yeni bir sol vizyona ihtiyaç var.” Birlikte olmayı, direnişi yaratıcı yöntemlerle geliştirmek lazım. Doğrudan, çoğulcu ve katılımcı demokrasiyi inşa etmek için çalışmak lazım. Bunun için demokratik siyasetin ve sözünü ettiğimiz en geniş Demokrasi Cephesinin işçi sendikaları ve diğer emek ve meslek örgütleriyle birlikte hareket etmesi, dahası işçi sınıfını otokrasiyi durdurmak ve açık diktatörlüğe geçiş için verilen kavganın öznelerinden biri haline getirmek gerekiyor.
Vatandaş kan ağlıyor. Esas ülke gündemi açlık, geçim sıkıntısı, işsizlik, hukuksuzluklar, insanların düşüncelerini açıklayamaması, yargının demoklesin kılıcı olarak kullanılması, konuşanın içeri tıkılması, gaztecilere verilen cezalar, kadın cinayetleri vb.