“Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” Nereye Kadar! Azmaç ‘zaman’ kazanmak mı?
AKP hatta Cumhur ittifakı açlıkla, yoksullukla, enflasyonla nasıl mücadele edeceğini, toplumda kaybolan inandırıcılığını nasıl yeniden sağlayarak seçim kazanacağını tahmin bile edemiyor. Bu nedenle bütün planlarını zaman kazanmak için yapıyor. Zaman kazanmak derken kastettiğimiz Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun çalışma süresi. Söz konusu komisyonun çalışmaları Aralık ayında son bulacaktı, süre 2026 Şubat ayına ertelendi. Şu ana kadar komisyon görüldüğü kadarı ile bir arpa boyu yol alamadı. Çünkü komisyonun ne yapacağı belli değil. Karar alma yetkisi var mı belli değil. Ancak kişi ve kuruluşları dinliyor. Dinleme sonucu ne olacak belli değil? Büyük ihtimalle bir rapor hazırlanacak, tabi komisyon raporda anlaşabilirse! Arşive konulacak.
TBMM’sinde kurulan komisyon çalışmalarını sürdürürken, barış süreci ile ilgili tartışmalarla iktidarın ömrü uzatılmaya, anti demokratik uygulamalarla muhalefet susturulmaya, muhalefetin kazandığı belediyelere kayyım atanarak el koymaya varan hukuksuzluklar örtülmeye çalışılıyor. Örneğin komisyonun 11. toplantısında olan oldu. STK temsilcileri dinlenirken DEM ve MHP üyeleri birbirine girdi. DEM üyeleri komisyon toplantısını terk etti. Yerel seçimlerde CHP-DEM arasındaki “kent uzlaşısı” yargılanırken , barış, terörsüz Türkiye nasıl olacak. İnsanların düşünmelerine, düşündüklerini söylemelerine, işbirliği yapmalarına dahi izin verilmezken beklenen-özlenen “barış” nasıl gelecek. İktidarın varlığını sürdürebilmesi için muhalefetin bir araya gelmesini, özellikle de CHP ve DEM’in işbirliği yapmasını engellemesi lazım. TBMM’sinde kurulan komisyon zaman kazanma açısından, AK Parti için büyük bir imkan. Bilindiği gibi son günlerde AKP il başkanları (Muğla, Elazığ, Çanakkale, Adıyaman, Niğde) istifa etti. Bazı itifaların da yolda olduğu kulislerde konuşuluyor.
Önümüzdeki günler sıcak gelişmelere gebe. “Umut hakkı” kürt özgürlük hareketi ve DEM açısından öncelikli talep olarak görülüyor. Son günlerde yapılan mitinglerde Öcalan posterleri taşınarak “umut hakkı” talebi Öcalan’a özgürlük istemi geniş kitlelerce alanlarda haykırılıyor. Kitlesel mitinglere güvenlik güçlerinin müdahaleleri de söz konusu. Hatta sosyal medya ve basın organlarında gördüğümüz Avrupa ülkeleri ve komşu ülkelerde de kürt vatandaşlar Öcalan’a özgürlük talebi ile gösteriler yapıyor. Terörsüz Türkiye veya Barış ve Demokratik Toplum süreci Kürt Özgürlük Hareketinin önünü açmışa benziyor. Dünya’da özellikle de Avrupa’da Öcalan’a “umut hakkı” talebi toplumda karşılık bulmuş, meşru bir istem olarak yaygınlaşmaya başlamış bulunuyor. Bu durum, Kürt Özgürlük Hareketi açısından oldukça önemli geri dönüşü olmayan bir kazanım.
Bahçeli’nin TBMM’sinde DEM Milletvekilleri ile selamlaşması ile başlayan süreç; kanayan yara “kürt sorunu”nun çözümü, terörün bitirilmesi adına kurulan komisyon çalışmaları nerelere evrilecek yaşayıp göreceğiz. Görülen CHP ve DEM’in çözüm süreci öncesindeki yerel seçimlerdeki kent uzlaşısı, demokrasi mücadelesi, hukuk mücadelesi, emek mücadelesi sokakta, eylem ve mitinglerde sürebilseydi barış mücadelesi bambaşka bir noktada olurdu. Yönetemeyen iktidar geri adım atmak, anayasa ve yasalara en başta kendisi uymak zorunda kalırdı. Şimdi iktidar zamanı uzatarak, sözde seçimlerden daha da ceberrüt uygulamalara açık diktatörlüğe geçişin şartlarını yaratmaya çalışacak gibi görülüyor.
TBMM’sinde kurulan komisyon DEM Partiyi bir şekilde bloke etti. Uzun zamandır Öcalan ile görüşemeyen DEM Parti ve Avukatlar yaptıkları görüşmeleri önemli kazanımlar olarak algılarken, iktidar zaten istediği anda görüşmelere yasaklar getirebiliyor. Bu arada CHP’yi de kurultaylarına ve belediyelerine açtığı davalarla şamar oğlanına çevirmiş bulunuyor. Bu gelişmeler muhalefeti şaşırtmayı, etkisiz kılmayı hedefliyor. Bir nebze de olsa Cumhur ittifakı istediğini almışa benziyor. Bu arada Özgür Özel liderliğindeki CHP de yılmadan eylemlerine devam ediyor. CHP seçmeni sıkı sıkıya kenetlenirken, farklı görüşlerden yığınlarla da buluşuyor. AK Parti ve MHP ortaklığının beklentisi tutmamışa benziyor. Zira CHP’nin oyları sürekli artıyor, parti üyeler nezdinde daha da kenetleniyor, kemikleşiyor.
Halkın işsizliğe, sömürüye, hukuksuzluğa hatta açlığa karşı eyleme geçmesi bir kere tavan yaptığında nasıl önlenemezse, TBMM Komisyonunda müzakereler, demokratikleşme yönünde ilk adımlarını attığı zaman, bu süreç de önlenemez. Ülkede demokratikleşme yolunda atılan her adım tek adam rejimini yıkıma götürür. İktidar bu yüzden komisyon çalışmalarını uzatacak, zaman kazanmaya çalışacaktır. Bu süreçte dünyadaki gelişmeler de ülkemizi doğrudan etkileyecektir.
Dünyadaki gelişmeler dedik. Özellikle Orta doğuda, Suriyede örgütlü “kürt” yönetimleri uluslararası alanda önemli ittifak ve işbirlikleri kurmuş bulunuyor. ABD ve İsrail ile kurulan işbirlikleri Türkiye’yi rahatsız ederken Kobani başta olmak üzere Irak Kürt bölgesel yönetimlerini güçlendiriyor. Sosyal medyada paylaşılan yazılar bize bunu gösteriyor. Kürt hareketi hem ulusal hem de uluslararası camiada önemli ölçüde kamuoyu yaratmış bulunuyor. Sokak, eylem, miting dendiği zaman binlerce kürt alanlara koşuyor. Bu engellenemez bir örgütlülük. Ancak bugün bir ara dönemdeyiz. Kitleler için hedef değişmemiştir. Her yerde, her toplantıda Kürt halkı bu hedefe, somut olarak “barış ve demokratik toplum” ve bu amaçla “Öcalan’a özgürlük” hedefine sahip çıkmaktadır. Bu durum İktidarı rahatsız etmektedir. “umut hakkı” talebi iktidarın oyalama taktiklerine takılır da kitleleri eylemsizliğe sürüklerse işte o zaman iktidarın taktikleri tutmuş olur. Bu da diktatörlüğün kapılarını aralar.
CHP’nin, Dem’in, Türkiye Sosyalistlerinin mutlaka birlikte olması gerekir. İktidarın bu birlikteliği engellemek için yaptıklarına ve yapacaklarına engel olunabilirse demokrasi ve barış mücadelesi sonuca ulaşır. Aksi takdirde sonumuz karanlık, açık diktatörlük.